TÜRKİYE’DE MALİYE POLİTİKALARININ YAPISAL ÇELİŞKİLERİ

Özel İletişim Vergisi (ÖİV), 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi'nin yaralarını sarmak üzere bir "sosyal dayanışma vergisi" olarak doğmuştur. Ancak 2004 yılında kalıcı hale getirilmesiyle birlikte Türk vergi sistemi, dünya maliye literatüründe eşine az rastlanır bir "geçici vergilerin kalıcılaşması" paradoksuna hapsolmuştur. Bu vergi, sadece bir mali yük değil, aynı zamanda kamu maliyesinde şeffaflık ve güven ilkelerinin aşınmasının da somut bir örneğidir.

MALİ YAPI VE MÜKERRER VERGİLENDİRME ÇIKMAZI

ÖİV’nin en büyük yapısal sorunu, verginin konusu olan hizmetlerin aynı zamanda Katma Değer Vergisi’ne (KDV) tabi olmasıdır.

Çifte Vergilendirme: Tüketici, aldığı dijital hizmet için hem genel tüketim vergisi (KDV) hem de sektöre özel bir harcama vergisi (ÖİV) ödemektedir. 2021 yılında ÖİV oranının %7,5’ten %10’a çıkarılmasıyla vergi yükü daha da ağırlaşmıştır.

Dolaylı Vergi Baskısı: Türkiye'de vergi gelirlerinin yaklaşık %65-70'i dolaylı vergilerden oluşmaktadır. ÖİV, bu orantısız yapıyı besleyen ve verginin "ödeme gücüne göre alınması" ilkesini zedeleyen bir araçtır.

DİJİTAL UÇURUM VE SOSYAL DEVLETİN AŞINMASI

İnternet erişimi artık bir lüks değil, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi tarafından da kabul edildiği üzere bir insan hakkıdır.

Eğitimde Fırsat Eşitsizliği: Uzaktan eğitimin hayatın bir parçası olduğu günümüzde, internet üzerinden alınan %10 ÖİV, düşük gelirli ailelerin çocuklarının bilgiye erişimini engellemektedir.

Bilgi Toplumuna Engel: Dijitalleşmenin ekonomik büyümenin motoru olduğu bir çağda, iletişim hizmetlerini yüksek vergilerle pahalılaştırmak, Türkiye’nin küresel rekabet gücünü ve "Bilgi Toplumu" olma hedefini doğrudan baltalamaktadır.

"DEPREM VERGİSİ" RİTORİĞİ VE MALİ SAYDAMLIK

Hükümet yetkililerinin ÖİV gelirlerinin genel bütçe içinde eritildiğine (sağlık, yol, köprü inşaatları vb.) dair açıklamaları, "Vergide Yerindenlik (Adem-i Tahsis)" ilkesine dayandırılsa da, bu durum toplumsal bir güven bunalımı yaratmaktadır.

Hukuki Güvenlik: Halk, "deprem için" verdiği verginin nereye gittiğini sorguladığında, mali saydamlığın işlemediği gerçeğiyle karşılaşmaktadır.

AYM Kararları ve Tutarsızlık: 2003 ve 2023 yıllarındaki Anayasa Mahkemesi kararları arasındaki nüanslar, hukuki öngörülebilirliğin ekonomik kriz dönemlerinde nasıl esneyebildiğini göstermektedir. Bu durum, anayasal mülkiyet hakkı ve vergi adaleti açısından endişe vericidir.

İKTİSADİ ETKİ ANALİZİ: AKP DÖNEMİ MALİYE SİYASETİ

AKP döneminde uygulanan maliye politikaları, "kolay tahsil edilebilir" olduğu için harcama vergilerine odaklanmıştır.

Bütçe Açığının Finansmanı: ÖİV, bütçe açıklarını kapatmak için kullanılan bir "yedek akçe" işlevi görmeye başlamıştır.

Enflasyonist Etki: İletişim maliyetlerinin artması, hizmet sektöründen ticarete kadar tüm alanlarda maliyetleri artırarak dolaylı bir enflasyonist baskı oluşturmaktadır.

STRATEJİK ÇÖZÜM REÇETESİ

Mali sistemin modernize edilmesi ve adaletin tesisi için şu adımlar atılmalıdır:

İnternet Hizmetlerinde ÖİV'nin Sıfırlanması: Haberleşme hürriyeti ve eğitim hakkı kapsamında, internet erişimi üzerindeki ÖİV tamamen kaldırılmalıdır.

Amaçlı Vergi (Earmarked Tax) Reformu: Eğer deprem veya afet gerekçesiyle bir vergi toplanacaksa, bu gelirler genel bütçeden ayrı, bağımsız denetime tabi bir "Afet Fonu"nda toplanmalı ve harcamalar anlık olarak şeffaf bir şekilde paylaşılmalıdır.

Gelir Odaklı Vergilendirme: Bütçe ihtiyacı, temel ihtiyaçlardan alınan dolaylı vergilerle değil; servet vergisi, yüksek sermaye kazançlarının vergilendirilmesi ve kayıt dışı ekonomiyle etkin mücadele ile karşılanmalıdır.

REFORM KAÇINILMAZ!

ÖİV, 25 yıllık ömrü boyunca amacından sapmış ve vatandaşın sırtında kronik bir yüke dönüşmüştür. Türkiye’nin ekonomik istikrarı ve toplumsal barışı için; afeti bir mali bahane olarak kullanmayan, dijitalleşmeyi teşvik eden ve vergi yükünü tabana değil, kazanca yayan adil bir sistem inşa edilmelidir.