Ana içeriğe atla

Kayıtlar

HAKİKATİN TOPRAK ALTINDAN YÜKSELEN SESİ: Mit, Bellek, Dil ve İktidar Bağlamında Bir Tiyatro Okuması

Tümülüs oyunu, mitolojik anlatı ile tarihsel belleği, bireysel tanıklık ile kolektif hafızayı dramatik zeminde buluşturan bir metin olarak öne çıkıyor. İddiasını salt estetik bir dil kurmakla sınırlamayan bu oyun, bugün iyice flulaşan hakikat, adalet ve iktidar kavramlarını sahnenin merkezine yerleştiriyor. Oyun, Frigya kültür ögelerinden çıkış alarak Anadolu’nun binlerce yıllık kadim kültürel ve siyasal hafızasını çağdaş bir bakışla ve etik sorgulamayla yeniden kurmaya girişmiştir.
En son yayınlar

MAHSUS MAHAL

Derler ki duvarların bile hafızası vardır... En zor anlarda, tırnakla, kanla kazınmış hikayeler taşın içine işler. Çünkü taş, insan sesini unutmaz. Hele bu ses bastırılmak, yok edilmek istenmişse;  çatlaklardan sızıp mayala-nır ve gün ışığına çıkacağı anı bekler.   Ankara kışını bilen bilir... 1952 yılının Kasım ayı da insanın içine işleyen o keskin soğuklardan biridir.

GECEYE SİTEM

Bazı geceler vardır, insanın kendi içine çöktüğü, iç sesinin odadaki tüm gürültülerden daha baskın olduğu… O gecelerde kelimeler sığınak olur; ruhun, kendine bile itiraf edemediği yerleri açar. Bu sözler de biraz böyle doğdu: geçmişin gölgeleri, bugünle didişmeler, yarının sisli ihtimalleri… Ve bütün bunların ortasında,    tozlu sayfalarını bilmem kaçıncı defa araladığım Baudelaire ’in karanlığıyla iç karanlığımın birbirine karışarak yeni bir yankı yaratması... Günlerin Anısı “Ve bitlerini besleyen dilenciler gibi, Besleriz biz de sevimli azaplarımızı… …Ki ardındaki zifiri karanlığa karşın Aynadadır tüm güzellikleri, gözlere akseden.” ( Baudelaire, Kötülük Çiçekleri )

RUHUMUZ HARABEYE DÖNDÜĞÜNDE!

Barış sadece bir yanılsamadır!... Bu roman bittiğinde aklımda dalgalanan cümle buydu... Erich Maria Remarque , Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında savaşın çıplak dehşetini bütün yönleriyle anlatmıştı. Ölümün, kanın, yıkımın ve insanın var olma mücadelesinin ortasında nefes alan o genç askerlerin hikâyesi, yirminci yüzyılın en sarsıcı savaş anlatılarından biri haline geldi. Ancak Remarque, Dönüş Yolu ’nda bu kez cehennemin başka bir kapısını aralıyor: savaşın bitmiş olduğu ama insanın içindeki savaşın hiç bitmediği bir dünyayı. Remarque’ın Dönüş Yolu , cepheden dönüp eve sığamayan bir kuşağın, kaybolmuş ruhların, hayatta kalmanın yaşamak olmadığını fark eden insanların romanıdır. Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ’ta ölümün ortasında yaşamı anlatan yazar, burada yaşamın içinde ölümü anlatır. Ruhun harabeye döndüğü bir barışın romanıdır bu. Savaş bitmiştir, ama insanın içindeki savaş sonsuza dek sürer.

DRAM SANATINDA ÇATIŞMA VE DORUK NOKTASI

ÇATIŞMA Kelime anlamı itibarıyla çatışma, aynı anda ortaya çıkan birbirine karşıt ya da eşit derecede çekici dilek ve isteklerin bireyde yarattığı ruhsal durumdur. Türkçe Sözlük ’te bu kavram; “olay dizisinin gelişmesinde basamakları ortaya çıkaran kişiler arasındaki iç ve dış çatışmalar” ya da “bir oyun kişisinin kendi içindeki bunalımı” olarak tarif edilir. Sanatta, özellikle dram sanatında çatışma, “uyuma duyulan özlem” olarak tanımlanır: “Genelde sanatta özelde dram sanatında çatışma, belli bir uyuma duyulan özlemdir. Bu özlem, anlatma biçimleri farklılaşan dramatik çatışmayı çağlar boyunca etkilemiştir.” [1] Bu özlem, çağlar boyunca dramatik çatışmanın biçimlerini ve anlatım yollarını etkilemiştir. Başka bir deyişle çatışma, bir metnin yazılmasında itici güç olan, çözümü kuşkulu ya da imkânsız görünen problem olarak düşünülebilir.

TİYATRO SAHNESİNİN SİNEMAYA DÖNÜŞÜMÜ

Lars von Trier'nin yazıp yönettiği Dogville adlı film, 2003 yılında avangard bir dram filmi olarak seyircilerin karşısına çıkan dram türünde filmdir. Minimalist bir sinema akımının etkisiyle ortaya konan yapımda bu anlayışın aksine sinema dünyasının yakından bildiği Nicole Kidman, Lauren Bacall, Chloë Sevigny, Paul Bettany, Stellan Skarsgård, Udo Kier, Ben Gazzara ve James Caan gibi isimler öne çıkar… Bana göre film genel olarak insan doğası ile iktidar – güç ilişkilerini sorgulamak üzere kurgulanmıştır. Bir yandan da Trier'in “Fırsatlar ülkesi Ameraka” imajını yıkma gibi bir derdi var gibidir. Zaten güçlülerin zayıfarı ezdiği, mafyatik ilişkilerin toplumun tüm kesimlerini etkisi altına aldığı hatta polis teşkilatı ve bürokraside de mafyatik ilişkilerin olağanlaştığı bir tablo vardır karşımızda. Dolayısıyla şaşalı Amerikan heyulası tuzla buz olur filmde! Bu anlamda filmin, “ABD – Fırsatlar Ülkesi Üçlemesi" olarak adlandırılan serisinin de ilk filmi olması da rastlantısal d...

ÖLÜMÜN, GÖLGENİN VE KOKULARIN ROMANI

Kör olan ölümdür, hedefini asla seçmez! Sadık Hidayet’in Kör Baykuş [1]   adlı romanı, modern İran edebiyatının en sarsıcı ve karanlık metinlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. İran edebiyatına aşina biri olarak böyle sıra dışı bir metinle karşılaşacağımı düşünmemiştim! Ki roman bittiğinde İran’da neden yasaklı olduğu, dünya edebiyatında ise neden bir “kült eser” olarak okunmaya devam ettiği daha iyi anlaşılıyordu. Türkiye’de de hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine ulaşan bu roman hem psikanalitik kavramların hem de Doğu’ya özgü masalsı, gotik ve mistik unsurların iç içe geçtiği bir içerikte yazıldığı için İran edebiyatında da ilk olma özelliği taşımakta.

YABANCI

“Annem bugün öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” Romanın bu ilk cümlesi, Meursault’nun ölüm ama özellikle annesinin ölümü karşısındaki duyarsızlığı ve geleneksel ahlaki değerlere bir başkaldır olarak görülür. Ama esasen Camus’nün absürd felsefesinin özünü de yatar burada... Yaşam, onun gözünde “anlamdan yoksun” bir akıştır; ölüm ise bu akışın rastlantısal bir sonucundan ibarettir. Hepsi bu! Camus’nün 1942’de yayımlanan Yabancı adlı romanı, modern edebiyatın en çarpıcı varoluşçu ve absürt metinlerinden biridir.

ATXAGA'NIN YALNIZ ADAM'I

10 Kasım 2005 Gece 01:35 Carlos eliyle poşete yerleştirdiği kirazların ne kadar farklı renk ve biçimde olduğunu gördü. Buna ona hissettiren neydi?   "...mutfağa egemen olan sessizlik yardımcı olmuştu ona; ama yine de asıl neden başka bir yerde yatıyordu: Tehlikenin kendisinde…" Korku krallığına girenler ve saatleri sayılı olanlar, dünyaya başka bir biçimde bakıyorlardı. Her şeyi kaybetme riski karşısında, bir yolunu bulup hiçbir şeyi kaybetmemek istiyorlardı, en değersiz şeyi bile. Gözlerinin önünde en küçük ayrıntılar dahi olağanüstü ve hatırı sayılır birer kişilik kazanıyordu. Bunu hastalar iyi bilirdi. Ya da sürgüne gitmek zorunda kalanlar... Ya da ölen arkadaşları -Sabina Otaegui, Beraxa… Kropotky de iyi bilirdi bunu… “Kliniğe gitmeden önce yapmak istediğin bir şey var mı?" diye sormuştu ona. Kardeşin yanıtı şu olmuştu: “Şu pencereden dışarı bakmak istiyorum, hepsi bu.”   Yalnızlık ve Hesaplaşma Bernardo Atxaga’nın Yalnız Adam adlı romanı, adından da anlaşıl...

CHP’DE SESSİZ DARBE: İÇERİDEN VE DIŞARIDAN KUŞATMA

CHP'nin Yol Ayrımı: 31 Mart Zaferinden 15 Eylül Krizi'ne Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde elde ettiği tarihi başarıyla, Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası yarattı ve toplumun büyük bir kesiminde iktidar umudunu yeniden alevlendirdi. Ancak bu zaferin ardından gelen süreç, partiyi hem iç dinamiklerden hem de dış müdahalelerden kaynaklanan karmaşık bir yıpratma operasyonu ile karşı karşıya bıraktı. Yeni ve eski yönetim arasındaki gerilimler, yapısal bir tartışmadan çok, partiyi zayıflatmayı ve iktidar hedefini gölgelemeyi amaçlayan bir boyuta ulaştı. Bu durum, yalnızca parti içi çekişmelerin ötesinde, dışarıdan yönlendirilen sistemli bir plan olduğu algısını güçlendiriyor. Bu operasyonun en kritik aşamalarından biri ise 15 Eylül'de görülecek olan kurultay davası .