KLASİK BİR OYUN ÇAĞDAŞ BİR YÜZLEŞME: "BİR HALK DÜŞMANI" (*)

Henrik Ibsen’in, çoğunluk tahakkümünü, toplumsal ikiyüzlülüğü ve etik yozlaşmayı konu alan eseri Bir Halk Düşmanı, Ankara’da Etimesgut Kent Tiyatrosu yorumuyla tiyatroseverlerle buluşmaya devam ediyor. Fatih Sönmez’in yönettiği oyun, tiyatro tarihinin başat eserlerinin yaratıcı ve güncel bir reji anlayışıyla sahneye taşınmasının heyecan verici bir örneğini sunuyor. Böyle klasik yapıtlarla seyirciyi buluşturan yerel yönetimlerin son derece değerli bir işe imza attığını daha baştan teslim etmek gerekiyor.

Oyunun başkarakteri Dr. Stockmann’ın bilimsel verilerle ortaya koyduğu ve kent için önemli bir merkez olan kaplıcadaki “zehirli su” gerçeği, kasabanın mülki amiri ve diğer çıkar grupları tarafından hızla manipüle edilir.

Gerçek, halkın ekonomik kaygılarıyla bastırılarak ve basın “satın alınarak” tersyüz edilir. Dr. Stockmann'ın içten içe hissettiği ve yaşanacakların adeta özeti, metinde Hovstad’ın ağzından şu sözlerle ifade edilir: “Toplum yaşamımızın içine düştüğü bir batak bu.”[1]

Bu ifade hem kaplıcadaki zehirli su gerçeğini hem de toplumsal çürümeyi anlatan güçlü ve özlü bir önermedir. Yaşanan durum, günümüzde de pek çok örneğine rast geldiğimiz post-truth (hakikat sonrası) dünyasının bir projeksiyonu gibidir. Zaman geçiyor, dönem ve coğrafya değişiyor; ama iktidar ve hakikat çatışması değişmiyor! Günümüzde de siyasi krizler, salgın hastalıklar veya kapitalizmin doğayı uğrattığı derin yıkım; sosyal medya manipülasyonları, sahte haberler ve ekonomik lobilerin çıkarları doğrultusunda kolayca manipüle edilebilmektedir. Kapitalizmin “azami kâr” yasası oyunda baskın kılınarak, ekolojik ve insani yıkımın önüne koyulmaktadır.

 

“Mahalle Baskısı”ndan “Sosyal Medya Linç Kültürüne”

Ibsen’in merkeze aldığı “çoğunluk tiranlığı/tahakkümü”, yani sorgulamayan ve manipülasyona açık kitlelerin yarattığı baskı, bugün çok sayıda yeni formuyla zaten hayatımızın içindedir.

Hakikatin temsilcisi Doktor’un sahne üzerinde yalnızlaştırılıp “halk düşmanı” ilan edilmesiyle, bugün aykırı ya da rahatsız edici bir gerçeği savunan bilim insanlarının, gazetecilerin veya muhaliflerin, organize biçimde (ister devletin zor aygıtları ister sosyal medya eliyle) linç edilerek hedef alınması, bastırılmaya çalışılması etik açıdan bakıldığında aynı yola çıkmaktadır! Aklın ve etik duruşun, örgütlenmiş ve manipüle edilmiş dijital kalabalıkların gürültüsüyle boğulması, Ibsen'in 19. yüzyılda tanıklık ettiği trajedinin 21. yüzyıldaki gelişmiş bir simülasyonundan başka şey değildir. Doktor’un kürsüden haykırdığı şu sözler, bu gerçeğin zamanı aşan birer kanıtı adeta:

“Gerçeğin ve özgürlüğün en büyük düşmanı, şu ‘sıkı çoğunluk’ denen nesnedir. Evet, Allah'ın belası, sıkı, liberal çoğunluktur bu. Bilmiş olun!”[2]

 

Radikal Sadeleştirme ve Açık Biçim

Yönetmen Fatih Sönmez’in sahneleme tercihinin en radikal dramaturjik hamlesi, yazılı metinde beş perdelik yapıya sahip olan oyunu, zaman ve mekân birliğini yoğunlaştıran tek bir perdeye indirgemesi olmuş. Bu tercih aksiyonu gereksiz süslemelerden arındırarak, izleyiciye rahat bir izleme deneyimi sunmaktadır. Ayrıca, oyuncu kadrosunda da önemli oranda sadeleştirme yapılarak, odağın Dr. Stockmann ile sistem arasındaki ideolojik çatışmaya yönelmesi sağlanmış. Bu tercih metnin didaktik ağırlığını da savuşturmuş görünüyor.

Rejinin bu noktadaki en cesur tercihi ise açık biçim yöntemine başvurması olmuş. Geleneksel tiyatronun illüzyon yaratan “dördüncü duvarını” bilinçli bir şekilde yıkan reji, seyirciyi sadece edilgen bir gözlemci konumunda tutmayı reddetmiş.

Zaman zaman seyirciyle doğrudan kurulan temaslar ve özellikle Dr. Stockmann’ın “halk düşmanı” ilan edildiği karar sahnesinde, sahne ile salon arasındaki mesafe tamamen ortadan kalkıyor ve izleyicilerin de dahil edildiği aktif bir oylama yapılıyor. (Oylamada kullanılan mavi kartlar seyircilere de dağıtılıyor.) Bu interaktif hamle, oyunun temposunun yükselten bir ritim sunduğu gibi, oyundaki “halk” eksikliği, seyircinin oyunun bir parçası kılınmasıyla giderilmiş oluyor.  İzleyici, Brecht’in epik-diyalektik tiyatro kuramına denk şekilde, karakterlerin kaderini uzaktan izleyen pasif seyirciler olmaktan çıkıp, oylamadaki etkinlikle politik sorumluluk üstlenen aktif bir “yurttaşa” dönüşüyor. Sahnede ortaya çıkan bu vicdan muhasebesi, Dr. Stockmann'ın iktidar gücünü elinde tutanların hakikati yok sayan tutumlarına dair tespit ve yargılarının salondaki etkisini de daha da güçlendirmiş oluyor. Çoğunluk güçlü olsa da haklı değildir ve Doktor haklılığın verdiği güçle bu azgın çoğunluğun üstünde konumlanmıştır: “Beni avlamak ha? Tam da bu kentin en kuvvetli insanı olduğum şu sırada!”[3]

 

Minimal Sahne Tasarımı

Oyunun görsel dili, işlevsel bir minimalizm üzerine inşa edilmiş. Nilsu Baldan imzalı dekor ve kostüm tasarımı, oldukça yalın bir yapıya sahip. Tüm oyun, sahnenin arkasında zamanın ve bölgenin değişimini anlatan ve oyun akışıyla değişen projeksiyon fon ile ön tarafta bulunan demir bir iskeleden ibaret. Bir inşaatı yansıtan bu yalın iskelet, dramatik yapıyı iki yönden  desteklemiş. Birincisi çürüme ve tamamlanmamışlığı anlatan yönüyle, kentin üzerine kurulduğu sahte ahlaki değerlerin yozlaşmasına ve toplumsal yapının “çürümüşlüğüne” dair güçlü bir görsel metafor oluşturuyor. İkincisi, izleyicinin dikkatini, sözün gücüne ve oyuncunun beden aksiyonuna yönlendiriyor. Aynı zamanda demir konstrüksiyonun oyuncular tarafından tırmanma, asılma ve dar alanlara sıkışma şeklinde aktif kullanılması, Dr. Stockmann’ın yaşadığı baskı ve sınıfsal sıkışmışlığı görsellik olarak da somutlaştırıyor.

 

Müzik ve Performans

Bu oyunun en tartışmaya açık yönlerinden biri prodüksiyonun işitsel tarafı. Müziklerin güne uyarlanması, oyunu çağdaşlaştırmak adına doğru düşünülmüş bir konsept olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda tercih edilen rap ve benzeri modern denemeler, sahnenin dinamik yapısı içinde hiç sırıtmıyor ve çağdaş rejinin estetik diline başarıyla eklemleniyor.

Ancak bu yenilikçi denemelerin sahne üzerindeki icrası ne yazık ki kusursuz değil. Müziklerin ve ses tasarımının başarılı icra edildiğini söylemek güç. Zira oyuncuların bu dinamik ritimler içinde zorlandıkları açıkça görülüyor.

Prodüksiyonun dramatik başarısını sırtlayan bir başka temel unsur, iki kutuplu kardeş çatışmasının sahneye aktarılma biçimi. Belediye Başkanı Peter Stockmann rolünde izlediğimiz Murat Ceylan, oldukça içten ve canlı performansıyla oyunda çok güçlü bir ağırlık yaratıyor. Doktor rolündeki Hüseyin Oçan ile birlikte yakaladıkları sahne kimyası, metnin başından sonuna kadar süren gerilimi son derece dengeli ve oyun ilerledikçe hakikatten yana bir düzlemde tutuyor.

Halkın Postası gazetesi çalışanı Billing'i temsil eden Fatih Aynacı ve gazetenin yazı işleri müdürü Hovstad rolündeki Umut Savcı ise hem güldürü öğesini son derece etkili ve başarılı bir şekilde taşımaları hem de sahnedeki yüksek dinamizmleriyle gecenin en başarılı isimleri olarak öne çıkıyorlar. Karakterlerinin kaypak ve rüzgâra göre yön değiştiren doğasını müthiş bir sahne enerjisiyle seyirciye aktarıyorlar.

Bu güçlü performansların yanında, genel oyunculuk düzeyinin geri kalan kısımlarda biraz vasat bir çizgide seyrettiğini söylemek mümkün. Mesela Kaptan karakterinin metindeki hissedilir varlığının aksine sahne trafiğindeki varlığı dramaturjik açıdan  “fazlalık” hissi yaratıyor ve organik bir amaca yeterince hizmet etmiyor.

Etimesgut Belediyesi Kent Tiyatrosu’nun Bir Halk Düşmanı yorumu, teknik ve bazı oyunculuklar bazında pürüzler barındırsa da güçlü ve sıradışı rejisi, minimalist dekoru ve seyirciyi sahnenin öznesi yapan interaktif yapısıyla kesinlikle izlenmeyi hak eden bir çalışma. Seyirciyi sandık başına götürerek tiyatro salonunu bir meclise dönüştüren bu reji vizyonu, tiyatronun sadece bir temsil sanatı değil, hakikatin, vicdanın ve toplumsal yüzleşmenin etkili bir mücadele alanı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.

(*) Bu metin 9 Mayıs 2026 tarihinde Tiyatro Tiyatro dergisinde yayımlanmıştır. 

https://tiyatrodergisi.com.tr/ali-ozturk-yazdi-klasik-bir-oyun-cagdas-bir-yuzlesme-bir-halk-dusmani/ 


NOTLAR

[1] Ibsen, Henrik, Bir Halk Düşmanı. Çev. Yılmaz Onay, İstanbul, Hacan Yayınları, 1985 (“İki Oyun” dizisi içinde.)., s.28

[2] Ibsen, Henrik, Bir Halk Düşmanı. Çev. Yılmaz Onay, İstanbul, Hacan Yayınları, 1985 (“İki Oyun” dizisi içinde.)., s.76

[3] Ibsen, Henrik, Bir Halk Düşmanı. Çev. Yılmaz Onay, İstanbul, Hacan Yayınları, 1985 (“İki Oyun” dizisi içinde.)., s.102