10 Kasım 2005Gece 01:35
"...mutfağa egemen olan sessizlik yardımcı olmuştu ona; ama yine de asıl neden başka bir yerde yatıyordu: Tehlikenin kendisinde…"
Korku krallığına girenler ve saatleri sayılı olanlar, dünyaya başka bir biçimde bakıyorlardı. Her şeyi kaybetme riski karşısında, bir yolunu bulup hiçbir şeyi kaybetmemek istiyorlardı, en değersiz şeyi bile. Gözlerinin önünde en küçük ayrıntılar dahi olağanüstü ve hatırı sayılır birer kişilik kazanıyordu. Bunu hastalar iyi bilirdi. Ya da sürgüne gitmek zorunda kalanlar... Ya da ölen arkadaşları -Sabina Otaegui, Beraxa… Kropotky de iyi bilirdi bunu… “Kliniğe gitmeden önce yapmak istediğin bir şey var mı?" diye sormuştu ona. Kardeşin yanıtı şu olmuştu: “Şu pencereden dışarı bakmak istiyorum, hepsi bu.”
Yalnızlık ve Hesaplaşma
Bernardo Atxaga’nın Yalnız Adam adlı romanı, adından da anlaşılacağı üzere, bireysel yalnızlığı ve onun getirdiği derin sorgulamaları merkezine alır. Yukarıdaki sahnede olduğu gibi, sıradan nesnelerin –bir poşet kirazın, mutfağın sessizliğinin, bir pencere manzarasının– olağanüstü bir değer kazanması, hem ölümle hem de geçmişle yüzleşen bir insanın ruh halini yansıtır.
Geçmişinde Bask bölgesinin bağımsızlığı için mücadele eden ETA’nın militanlarından olan Carlos, bu geçmiş defterleri kapatarak Barcelona’da bir otel işletmeye başlar. İspanya’da gerçekleştirilen dünya kupası bağlamında Polonya ulusal futbol takımı rastlantı eseri Carlos'un otelinde konaklar. Bu esnada otelinde saklanan iki örgüt militanı Carlos’u geçmişine götürecek, ancak Polonyalıların korunması da ulusal bir meseleye dönüşecektir. Polisiye öğeler de barındıran bu romanda baş kahraman, bir yanda yaşayanların varlığı ve diğer yanda ölülerin (eski yoldaşlarının) anıları ortasında varoluşsal bir sorgulamaya girişir. Bu süreç başka bir yanıyla da oyuna benzetilir.
Bir poşet kirazın rengindeki çeşitliliği fark etmek… Mutfağın sessizliğinde dünyanın en küçük ayrıntılarına tutunmak… İşte Atxaga’nın Yalnız Adam’ında baştan sona bu ruh halidir karşımızda olan… Tekinsizliğin, ölümün ve kaybın gölgesinde, insanın gözleri birden bire en sıradan şeyleri fark eder hale gelir. Belki de bizi yaşama bağlayan bu ayrıntılardır; belki de onlardan başka tutunacak hiçbir şey kalmamıştır!
Bu romanda yalnızlık, dört duvar arasında geçirilen bir durumdan ibaret değildir. Yalnızlık, geçmişin hayaletlerini omuzlamaktır; yalnızlık ölen arkadaşlarını, sürgüne giden kardeşlerini, asla geri dönmeyecek yüzlerini hatırlamaktır. Dolayısıyla Yalnız Adam, hem kendisiyle sürekli bir hesaplaşma içindeyken bir yandan da yaşadığı çağın ağır yükleri altında bir var oluş krizi yaşamaktadır.
Başka bir deyişle Bernardo Atxaga’nın Yalnız Adam’ı
(El hombre solo), bireysel yalnızlık deneyimi üzerinden insanın
varoluşsal sorgulamalarına pencere aralayan, ama bunu yaparken de toplumsal
belleğin yüklerini metne dahil eden bir yapıt olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özellikle Bask coğrafyasının tarihsel ve politik bağlamı, romanın arka planında kendini hissettirir. Bu bağlamda Yalnız Adam, yalnızca bir bireyin içsel çatışmalarının değil, aynı zamanda kolektif deneyimlerin edebi bir ifadesi olarak da okunabilir.
Romanın ana karakteri, hem fiziksel hem de duygusal bir yalnızlığın içinde tarif edilirken arka planda da siyasi baskılar, sürgünler ve kayıplarla örülü tarihsel bir bağlama işaret edilir. Böylelikle “yalnızlık” kavramı, hem bireysel bir varoluş hem de toplumsal bir kategori haline gelir.
Bellek ve Travma
Eserde sürekli geri dönüşlerle işlenen anılar, karakterin bugünkü varoluşunu
şekillendiren en önemli unsurlar olarak öne çıkar. Bu noktada bellek, bir
kimlik inşası aracı olurken aynı zamanda travmatik bir yük olarak da şekillenir.
Roman boyunca, ölen arkadaşların (örneğin Sabina Otaegui) anılması ya da sürgün
deneyimlerinin hatırlatılması, bireysel belleğin kolektif bellekle iç içe geçme
örneklerinden sadece biridir.
Mekanla İnşa Edilen Yalnızlık
Bask coğrafyasının doğal manzaraları ve günlük mekânlar (mutfak, pencere, yaşam vadisi gibi) romanın atmosferini belirleyen unsurlardır. Doğa, karakterin yalnızlığını yansıtan bir “ayna” işlevi görürken, küçük ayrıntıların olağanüstü bir değer kazanması da ölüm tehdidi altındaki varoluşun yeni bir algı biçimine işaret eder. Ölümün kıyısında olanların “hayatı gözünün önünden bir şerit gibi geçenlerin” derin algısı…
Üslup ve Anlatım Teknikleri
Atxaga’nın dili, şiirsellik ve metafor yoğunluğu ile dikkat çeker. İç
monologlar, bilinç akışı ve zihinsel geçişler aracılığıyla okuyucu karakterin
iç dünyasına rahatça vakıf olur. Bu yöntem, yalnızlık gibi soyut bir kavramın
somut deneyimlerle görünür hale gelmesini sağlar.
Yalnız Adam, bireysel yalnızlık ile toplumsal belleğin kesişiminde duran, çok katmanlı bir anlatıdır. Atxaga, sıradan nesneleri olağanüstü bir yoğunlukla işlerken, insanın varoluşsal kırılganlığını ve direncini edebi bir dille ortaya koyar. Dolayısıyla eser, hem Bask edebiyatının hem de dünya edebiyatının önemli örnekleri arasında değerlendirilmelidir.
Atxaga’nın dili şiirseldir. Bir pencereye bakmak, bir ömrün son isteği olabilir mi... Bir doğa manzarası, sadece güzellik değil; aynı zamanda sürgün, kayıp ve özlemle örülmüş bir bellektir, dolayısıyla ona bakmak sadece bakmanın ötesinde bir varoluşsal eylemin yeniden üretimidir. İşte bu yüzden romanda her şey olağanüstü bir değer kazanır: mutfağın sessizliği, kirazların rengi, pencerenin dışındaki manzara.
Benim için Yalnız Adam, yalnızca bir roman değil; yalnızlığın evrensel dilini anlatan bir metin. Çünkü hepimiz, bir noktada, hayatın kıyısında aynı soruyla baş başa kalırız: “Kaybedecek her şeyin eşiğinde, elimizde ne kalır?” Atxaga’nın yanıtı basittir ama derindir: Bazen bir pencere manzarası, bazen bir avuç kiraz, bazen de sadece hafızamız.
Yalnız Adam, sadece Bask edebiyatının değil, dünya edebiyatının da bize bıraktığı en sahici yalnızlık hikâyelerinden biri olarak anılmayı hak ediyor.
Bu yüzden de yıllar sonra günlüklerimin arasından
çıkardığım bu notları yazıya dökme ihtiyacı hissettim. Umarım birilerinin okumasına
vesile olur.