SAHNENİN İKİ AYKIRI YOLU: BRECHT VE GROTOWSKİ

20. yüzyıl tiyatrosu, yalnızca yeni oyun metinlerinin değil, tiyatronun “ne olduğu” sorusunun da köklü biçimde yeniden tartışıldığı bir kırılma dönemidir. Bu kırılmanın iki güçlü kutbunu Bertolt Brecht ve Jerzy Grotowski oluşturur. Her iki isim de tiyatronun yerleşik temsil, oyunculuk ve seyir pratiklerine itiraz etmiş; bu itirazlarını hem estetik hem de etik ve politik bir düzleme taşımıştır.

Brecht’in epik tiyatrosu ile Grotowski’nin yoksul tiyatrosu, biçimsel olarak birbirinden oldukça farklı görünse de ortak bir zeminde buluşur: tiyatronun kendiliğinden, “doğal” bir sanat olmadığı fikri. Her iki yaklaşım da tiyatroyu tarihsel, toplumsal ve bilinçsel bir müdahale alanı olarak ele alır.

 

METNE BAKIŞ: ANLATI MI, DENEYİM Mİ?

Brecht için metin, dramatik bütünlüğü olan kapalı bir yapı değildir. Epik tiyatroda metin; parçalı, kesintili, anlatıcıya açık ve sahne üzerinde yeniden kurulabilen bir malzemedir. Amaç, seyircinin olaylara kapılması değil, olaylar üzerine düşünmesidir. Bu nedenle metin, sahnede yorumlanan değil, sorgulanan bir nesne gibi ele alınır.

Grotowski’de ise metnin konumu daha radikal biçimde değişir. Metin, oyuncunun içsel ve bedensel yolculuğunu başlatan bir tetikleyicidir; ancak nihai hedef değildir. Shakespeare, Calderón ya da İncil metinleri Grotowski sahnesinde çoğu zaman parçalanır, soyutlanır ve oyuncunun eylemi içinde yeniden anlam kazanır. Burada metin, sahnede temsil edilen bir anlatı olmaktan çok, oyuncunun dönüşüm sürecini mümkün kılan bir eşiktir.

 

OYUNCU ANLAYIŞI: GÖSTEREN BEDEN – ARINAN BEDEN

Oyunculuk kuramı açısından iki tiyatro anlayışı arasındaki ayrım daha da keskindir. Brecht’te oyuncu, karakterle özdeşleşmez; onu gösterir. Oyuncu ile rol arasında bilinçli bir mesafe vardır. Bu mesafe, seyircinin eleştirel konumunu koruması için gereklidir. Oyuncu, sahnede bir “örnek durum” sunar; seyirci bu durumu tarihsel ve toplumsal bağlamı içinde değerlendirir.

Grotowski ise oyunculuğu neredeyse törensel bir eylem olarak ele alır. Yöntemsel olarak Konstantin Stanislavski’nin Fiziksel Aksiyonlar Yönteminden yola çıkan Grotowski, bu yaklaşımı psikolojik gerçekçiliğin ötesine taşır. Oyuncu, rolü “canlandıran” değil; kendi sınırlarını aşarak rol aracılığıyla kendini açığa çıkaran bir özneye dönüşür.

Bu noktada Grotowski, sahne üzerindeki bedeni hem araç hem de amaç haline getirir. Meyerhold’un biyomekaniğinden etkilenmiş olsa da Meyerhold’un yapaylığı teşhir eden estetik tutumundan ayrılır. Grotowski’de mesele sahnenin yapaylığı değil, oyuncunun içsel ve bedensel hakikate ulaşma sürecidir.

Bu yaklaşımın kuramsal arka planını Carl Jung’un persona ve self kavramlarıyla ilişkilendiren Kerem Karaboğa, Grotowski oyunculuğunu maskelerin sökülmesi ve özle yüzleşme süreci olarak tanımlar (Karaboğa, Oyunculuk Sanatında Yöntem ve Paradoks).

 

SEYİRCİYLE İLİŞKİ: ELEŞTİREL MESAFE – RAHATSIZ EDİCİ YAKINLIK

Brecht için seyirci, sahnede olup bitene duygusal olarak kapılmamalıdır. Yabancılaştırma (Verfremdung) etkisi, seyircinin özdeşlik kurmasını engellemek için vardır. Seyirci, izlediğinin bir temsil olduğunu bilerek, sahne ile arasındaki düşünsel mesafeyi korur.

Grotowski’de ise tam tersine, seyirci ile oyuncu arasındaki mesafe bilinçli olarak daraltılır. Ancak bu yakınlık bir rahatlık üretmez; aksine rahatsız edici bir yüzleşme yaratır. Seyirci, edilgin bir gözlemci olmaktan çıkar; oyuncunun bedensel ve duygusal açıklığıyla karşı karşıya kalır. Bu yaklaşım, Antonin Artaud’nun Vahşet Tiyatrosu düşüncesiyle de güçlü bir akrabalık taşır.

Stanislavski’nin “komünyon” kavramından hareket eden Grotowski, bu ortaklığı estetik bir uyumdan çok, etik bir sarsıntı olarak kurgular. Seyirci, sahnede tanıdık bir hikâye değil; kendisini huzursuz eden bir gerçeklikle karşılaşır.

 

SAHNELEME VE MEKAN: İŞLEVSEL SAHNE – ARINDIRILMIŞ SAHNE

Brecht, sahnenin mekanik ve teknik olanaklarını kullanmaktan çekinmez. Işıklar, yazılar, müzikler, dekor değişimleri sahnenin kurmaca olduğunu sürekli hatırlatır. Sahne, düşüncenin görünür kılındığı işlevsel bir alandır.

Grotowski ise teknolojik yarışa girmek yerine tiyatronun özünü arar. “Tiyatro nedir?” sorusundan yola çıkarak, vazgeçilmez üç unsuru belirler: oyuncu, mekân ve seyirci. Geri kalan her şey elenir. Bu arındırma süreci, onun yoksul tiyatro anlayışının temelini oluşturur. Sahne, artık bir gösteri alanı değil; oyuncu ile seyircinin karşılaşma mekânıdır.

 

AYNI İTİRAZ, AYRIK YÖNLER

Brecht ve Grotowski, tiyatronun yerleşik alışkanlıklarına karşı aynı itirazdan yola çıkarlar; ancak bu itirazı farklı yönlere taşırlar. Brecht, tiyatroyu toplumsal bilinci dönüştüren eleştirel bir araç olarak kurarken; Grotowski, tiyatroyu insanın kendisiyle yüzleştiği bir deneyim alanına dönüştürür. 

Biri seyircinin aklını, diğeri seyircinin ve oyuncunun varoluşunu hedef alır. Bu nedenle epik tiyatro ile yoksul tiyatro, karşıt değil; tiyatronun imkânlarını farklı uçlardan genişleten iki güçlü damardır.


KAYNAKÇA

Brecht, B. Küçük Organon

Grotowski, J. Towards a Poor Theatre

Stanislavski, K. Bir Aktör Hazırlanıyor

Artaud, A. Tiyatro ve İkizi

Karaboğa, K. Oyunculuk Sanatında Yöntem ve Paradoks

Carlson, M. Theories of the Theatre