RUHUN SON KALESİNİ SAVUNMAK (*)
Tarih boyunca pek çok büyük yenilik, önce korku, ardından inkar ve en sonunda da bir mücadele biçimi olarak karşımıza çıkmıştır. Yapay zeka da bu üçlü seyri, özellikle edebiyat gibi “insan ruhunun son kalesi” diye ifade edilen alanlarda, hızlandırılmış biçimde yaşamaktadır. Kabul edelim ya da etmeyelim yapay zeka bugün, edebiyat da dahil tüm zihinsel üretim alanlarına nüfuz eden yeni bir üretici güçtür ve bu nüfuz, artarak devam edecek gibi görünmektedir. Çünkü insanlık tarihinin ve tarihsel maddeciliğin gösterdiği gibi, üretici güçlerin gelişimi, mevcut üretim ilişkileriyle çatışsa bile geri döndürülemez.
Tam da bu noktada Marks’ın Sanayi Devrimi’nin dokuma tezgahlarını parçalayan Luddistler için yaptığı değerlendirme akla gelmektedir: Marks, işçinin gerçek düşmanının makine değil, onun sermaye tarafından el konulma biçimi olduğunu en yalın biçimde ifade etmiştir.[1] Bugün yapay zekaya karşı edebiyat çevrelerinde beliren içgüdüsel düşmanlık bir tarihsel yanılgıyı yeniden üretme tehlikesi taşımaktadır. Öfke yine yanlış hedefe yönelmektedir. Sanayi Devrimi’nde işsiz kalma korkusuyla makineleri parçalamaya çalışan anlayışta olduğu gibi bugün de hedef şaşmaktadır. Oysa sanat dünyasının hedef alması gereken yapay zekanın kendisi değil, o aracı kendi çıkarına göre örgütleyen kapitalist ilişkilerdir.
Yazarın Emeği ve Yapay Zekanın Olanakları
Marx, Grundrisse adlı eserinde toplumsal
bilginin doğrudan üretici güç haline geldiği yeni bir aşamayı tarif eder.[2] Bu aşamada yaratım için
gerekli emek-zaman kısalırken, insanın özgür ve yaratıcı etkinliğe
ayırabileceği zaman genişler. Yapay zeka, yazar için tam olarak bu potansiyeli
taşımaktadır. Yapay zeka, araştırmayı hızlandıran, taslağı düzenleyen, kaynakçayı tarayan,
dil ve biçim üzerine ön çalışmayı destekleyen bir kişisel asistan olarak
konumlandığında yaratımın yerine geçen değil, yazarın en kıymetli sermayesi
olan zamanı genişleten bir araç haline gelebilir.
Tehlike, yapay zekanın varlığında değil,
onu salt bir otomasyon aracına indirgeyip yazarın özgünlüğünü ve emeğini
ortadan kaldıran kullanım biçimindedir. Teknoloji toplumsal ilişkilerden bağımsız
bir öze sahip değildir, anlamını ve etkisini içine yerleştiği sınıfsal
bağlamdan alır. Öyleyse mesele “yapay zeka mı, insan mı” ikiliği değil, bu
aracın hangi mülkiyet ilişkisi içinde ve kimin denetiminde işlediğidir. Yazarı
tamamen devre dışı bırakıp seri üretilmiş metinler döktüren bir kullanımla,
yazarın kurgusunu ve emeğini besleyen bir asistan kullanımı arasındaki fark,
emeğin özneden kopup kopmadığı farkıdır ve odaklanılması gereken esas mesele budur.
Dolaşımın İktidarı: Kim Görünür, Kim
Susturulur?
Gelinen noktada günümüz edebiyatının en
büyük krizinin üretim anında değil, dolaşım anında patlak verdiğini görüyoruz. Elinizde
tuttuğunuz gazeteyi ele alalım... Gazete, hem kolektif bir araç hem de kolektif
bir örgütleyicidir. Ancak bugünün algoritmik platformları bu işlevin ne denli
gerçekleşeceğine tek başlarına karar veriyor. Özellikle sosyal medya
platformları, kitleleri ortak bir bilinç etrafında örgütlemek yerine
“etkileşim” verisine indirgeyerek parçalamaktadır. Hangi metnin kitlelere
ulaşacağına ya da hangi yazarın görünür olacağına estetik değerler değil,
tıklanma oranları karar vermektedir.
“Gözetim kapitalizmi” diye tarif edilen bu
süreçte, “tarafsız” görünen algoritmalar sermayenin ve devletlerin ortak
çıkarına göre kalibre edilmiş ideolojik aygıtlardan başka bir şey değildir.
Veri paylaşımları, “gölge yasaklamalarla” muhalif içeriklerin görünürlüğünün
kısıtlanması ve manipülatif bot ağlarıyla belirli anlatıların öne çıkarılması, ne
kadar özgün ve sanatsal olursa olsun edebiyatın kitlelerle buluşmasının önündeki
en büyük engellerdir.
Bu koşullarda yapay zeka, çift tarafı bir
bıçak işlevi görebilir. Hem manipülasyonu tespit edip ölçeklendirebilir hem de
engellemelere karşı bir analiz ve direniş aracına dönüşebilir. Sahte
etkileşimle şişirilen gündemler ve otomatik üretilmiş “viral” metinlerle
boğulan edebi ses, yapay zekanın olanaklarıyla kendi doğal mecrasını
yaratabilir. Özetle görünürlüğü kısıtlanan yazarlar ve sanatçılar, teknolojinin
kendisiyle değil, onun sınıfsal denetiminden kaynaklanan somut tehlikelerle
mücadele etmek zorundadır.
Alternatif Altyapı Zorunluluğu
Sanatçının, verili koşullarda, yapay
zekaya ya da algoritmaların dünyasına topyekün düşmanlık beslemesi, tarihin
tekerleğine çomak sokmaya çalışan verimsiz bir nostaljiden öteye geçmez ve
nihayetinde alanı bütünüyle burjuvaziye terk etmek anlamına gelir.
Oysa
Wikipedia gibi nadir girişimlerin gösterdiği gibi kar güdüsünün dışında işleyen
dolaşım biçimleri mümkündür. Yapay zeka araçları, şeffaf ve topluluk denetimli
alternatif altyapıların hızla kurulmasını daha önce hiç olmadığı kadar olanaklı
kılmaktadır. Bağımsız edebiyat dergilerinin, kolektiflerin ve yayınevlerinin
kendi öneri algoritmalarını ve arşivleme sistemlerini kurması -tıpkı bir
zamanlar kendi matbaalarını kurdukları gibi- artık ertelenemez bir ihtiyaç
haline gelmiştir.
Edebiyatın
özgürlüğü, yapay zekayı kutsamakta ya da ona sırt çevirmekte değil, onu
üretimde yazarın yanında bir emek-zaman aracına, dolaşımda ise burjuvazinin
görünürlük tekelini kırmak için sınıfsal bir silaha dönüştürmekle mümkündür.
Aksi halde teknolojinin ve dolaşımın diyalektiği yalnızca sermayenin lehine
işlemeye devam edecektir.
[1]Marx, K., Kapital: Ekonomi Politiğin Eleştirisi, Cilt
I, (Çev. M. Selik / N. Satlıgan), Yordam Kitap, "Makine ve Büyük
Sanayi" bölümü.
[2] [2]Marx, K., Grundrisse: Ekonomi
Politiğin Eleştirisi İçin Ön Çalışma, (Çev. Sevan Nişanyan), İstanbul: Birikim
Yayınları, 2. baskı, 2012, "Makineler Üzerine Fragman" bölümü, s.
545-571.
