Kayıtlar

KÜLTÜREL KUŞATMA: "EDEBİYATLA AHMAKLAŞTIRMA FELSEFEYLE ÇÖKERTME" (*)

Resim
Eleştiri dünyasına adım atacaklar açısından Türkiye’de güçlü bir eleştiri geleneğinden bahsetmek güç. Bazı simge isimleri saymazsak, geçmişten günümüze bu damarın yetersiz olduğu ve bu durumun da edebiyatın gelişmesinde önemli bir handikap oluşturduğu rahatça söylenebilir. Edebiyattaki bu yoksunluk, kuşkusuz, sadece yazarlar açısından değil, okurlar açısından da büyük bir eksikliktir.  Hal böyleyken, Taylan Kara’nın beş ciltlik külliyatı olan "Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme" yapıtı, bu alanı radikal bir biçimde doldurmaya aday bir çalışma olarak dikkat çekmektedir. Yapıtta edebiyat ve felsefe dünyasına dönük eleştirel analizlere yer veren Kara, “ahmaklaştırma” ve “çökertme” olarak ifade ettiği durumun teorik yapısını kurar. 

OLMALI

Resim
Kilitli gökler altında Çimlerden halıları düşündüren Alabildiğine bir düzlük olmalı bir yerlerde Günün ilk seslerinde duyulan Rüzgârsız denizlerden daha sessiz Bir sevgili güzelliğiyle Bir şeyleri masallardan getirip bize gülerek anlatan Olmalı bir yerlerde.

ANTAKYA’NIN YİTEN HAFIZASI VE “SEN DE GİTME TRİYANDAFİLİS" OYUNU ÜZERİNE (*)

Resim
Ankara Devlet Tiyatrosu’nun bu yıl faaliyete geçirdiği “romandan sahneye uyarlama” çalışmaları kapsamında, Ayla Kutlu’nun “Sen de Gitme Triyandafilis” adlı öyküsü, Emre Basalak’ın başarılı rejisiyle sahneye taşındı. Devlet Tiyatroları’nın sayfasında oyun şöyle tarif edilmektedir: “1930’lardan, aynı yüzyılın son çeyreğine kadar uzanan, bir Rum ailenin çocuk ruha sahip kızı Triyandafilis’in öyküsü… Bizim… Hatay’ın ve gidemeyenlerin masalı…”

HİKAYENİN BİTTİĞİ YERDE HAYATI YENİDEN KEŞFETMEK (*)

Resim
Kral Lear oyunu Shakespeare’in en ünlü tragedyalarındandır.  Oyun kısaca yaşlandıktan sonra tahtını kızları arasında paylaştırıp kenara çekilmek; yaşamının son demlerini zevk ve sefa içinde geçirmek isteyen Kral Lear’ın tercihlerini yaparken düştüğü hataları ve bu hatalar sonucunda vardığı insani olgunluk düzeyini konu alır. Shakespeare bu oyun üzerinden, kusurlu olmanın farkındalığını ve bu yolda yaşanan serüvenleri, oyunun çok katmanlı dünyasından hareketle anlatmaya girişmiştir. Tabi bu yolda aile dinamikleri kadar güç ve iktidar ilişkilerini de sorgulamaya girişir. İlk defa 1606’da sahnelenen bu trajedi, genel olarak kasvetli bir atmosferde geçer. Özellikle oyunda özel ağırlığı olan bir fırtına sahnesi vardır ki anlatının bütünü ve iletisi açısından özel bir ağırlığa sahiptir.

SÜRÇEN BİR DİLDE TERKEDİLMİŞLİĞİN ÇIĞLIĞI (*)

Resim
Modern şiir, çoğu zaman okuru tanıdık duyguların konforuna davet eden güvenli bir liman olarak algılanır. Ancak İhsan Metinnam, “Çiğnenmiş Yılgınlıklar Ülkesi” ile bu yerleşik algıyı kökünden sarsarak şiiri bir sığınak olmaktan çıkarıp etik bir yüzleşme alanı haline getirir. Bu kitap, okura pürüzsüz bir estetik haz vaat etmez; aksayan, sürçen ve anlamın sürekli askıda kaldığı huzursuz bir dünya sunar.  Şairin bilerek kurguladığı bu "ritmi bozuk" yapı, aslında içinde nefes aldığımız ve her geçen gün biraz daha yabana terk edilen gerçekliğin ta kendisidir. Metinnam’ın dizeleri boyunca ilerleyen nehir şiir yapısı; bizi atın, yılkı nın ve dijital gürültü nün arasında, yönünü yitirmiş ama öfkesini kuşanmış bir öznenin çıplak varoluşuyla karşı karşıya bırakır.

KARA ORMANIN KALBİNE YOLCULUK

Resim
Rottweil'ın sakin bir sabahında yola çıktığımızda gökyüzü kapalıydı. Birkaç gündür kemiklere işleyen o sert soğuk yerini yumuşak bir havaya bırakmıştı.   Zaten içimde günler sonra gezi hevesi uyandıran da buydu galiba; ama hava hala griydi. Bu gri ton, Scwarzwald  yani Kara Ormanlar 'ın  gizemli ruhuna ne kadar yakışıyormuş, şehre girer girmez bunu daha iyi anladım.  Triberg'e  adım attığımız anda bizi karşılayan o meşhur tabelayı internet yardımıyla çevirmeye çalışırken ( Herzlich Willkommen in Triberg im Schwarzwald ) , bir masalın ilk sayfasına girdiğinizi düşünmüştüm.

EMPERYALİST BARBARLIĞA KARŞI HALK CEPHESİ!

Resim
Ortadoğu’da Kanlı Çark:   Emperyalist Barbarlık ve Halkların Kurtuluşu Ortadoğu’nun son yüzyıllık tarihi, uluslararası sermayenin ve onların vurucu gücü olan emperyalist odakların Orta Doğu halklarına karşı yürüttüğü kesintisiz bir paylaşım savaşına sahne oldu.   Bugün bölgede tanık olduğumuz tablo, ne "demokrasi" ne de "özgürlük" vaadiyle açıklanabilir; bu tablo, enerji koridorlarını, yer altı kaynaklarını ve jeopolitik hakimiyet alanlarını parsellemek isteyen emperyalist haydutluğun kanlı yüzünün en somut göstergesidir. Sermayenin bitmek bilmeyen kar hırsı; yıkılmış şehirler, yoksullaşmış yığınlar ve nesiller boyu sürecek travmalar üretmektedir.