Kayıtlar

KANLI DÖNGÜ: SURİYE'DE REJİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIM TEHLİKESİ

Resim
Suriye’de yıllardır süren iç savaş, yalnızca bir iktidar mücadelesi değil, aynı zamanda mezhepsel ve etnik temizliğe varan vahşetlerin sahnesi olmuştur.  Rejim değişikliği sonrası, Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, sistema tik katliamlar ve soykırıma varan olaylar, insanlığın en karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.  Ancak, dünya kamuoyu ve uluslararası örgütler, bu yaşanan trajediyi sadece izlemekle yetinmiş, hatta kimi zaman dolaylı olarak bu süreçlerin destekçisi olmuştur.

YAPAY ZEKA VE SANAT

Resim
Uzun zamandır yapay zeka ile iştigal edenler tasarımdan kurguya kadar bu nimetin getirdiklerinden fazlasıyla yararlanıyorlar.  Dünyada yönetsel erklerin şimdiden iştahlı bir biçimde bu alana önemli yatırımlar yapması da göz önünde bulundurulunca yakın gelecekte yapay zekayı kaçınılmaz olarak hayatımızın her alanına dahil edeceğiz.  Şimdiden gündelik hayatımızın sadece bir parçası olan bu yapay zeka konusunda sanatın geleceğinin ne olacağı sorunsalı pek çok yaratıcı zihin açısından kafa karıştırıcı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Kısa bir süre önce bir arkadaşım senaryo ve diyalog yazarken yapay zekanın işini kolaylaştırdığını söyleyince aklımda adeta bir şimşek çaktı.

AŞİYAN MÜZESİ’NDE

Resim
Yanında Batı’ya karşı Türklüğün sembolü olan Rumelihisarı, arkada Ahmet Vefik Paşa’nın arsası üzerine kurulan Robert Kolej, tam karşıda Göksu Deresi, Küçüksu Kasrı, ileride Anadoluhisarı , altta güngörmüş mezarlık, ötelerde Kandilli, Kanlıca sırtları... Tevfik Fikret’in ebedi dinlenme yeri Aşiyan böyle zengin bir tarih ve tabiat dekoru içinde karşılıyor misafirlerini. Fikri hür vicdanı hür bir şaire de böyle bir yuva yakışırdı. Serveti Fünun şiirine giriş yapmak isteyenlerin evvela bu havayı ve manzarayı soluması gerekmektedir. Her türlü gerçekten hayale sığınma zannederiz ki ancak böyle rüya veya bir ressamın elinden çıkmış tablo gibi bir manzarada günü karşılamak ve uğurlamak ile mümkündür. Hele ki karşıdaki çirkin ve betonarme binaların olmadığı bir manzarayı düşlersek. Ancak o zaman Fikret’in sığınağı olan kuş yuvası yani Aşiyanı anlamak mümkün olabilir. Bu yazımızda Fikret’in düşünsel sığınağı ve son günlerini geçirdiği Aşiyan müzesinin tarihi dokusunda Fikret’in ve bir döneme d...

SESSİZLİĞİ HAYKIRIŞI: KADINLARIN YENİDEN DOĞUŞU

Resim
Bir kalabalığın ortasında sessizlik çökerse, bir kız doğar derler. Sessizlik, bazen bir çağın ağırlığını taşır; bazen de bir kadının yüreğinde biriken fırtınaların habercisidir. Toplumumuzda sessizlik, çoğu zaman bir zayıflık, bir boyun eğiş sanılır. Oysa sessizliğin ardındaki uğultu, dinlemeyi bilenler için bir isyanın, bir direnişin yankısıdır. Hele ki susan bir kadınsa, söyleyecekleri dağları devirebilecek güçteyken susturulmuşsa, o sessizlik sağır edicidir. Kadın, konuşmasının yankı bulmayacağını, sözlerinin erkek egemen dünyanın duvarlarına çarpıp geri döneceğini bildiği için susar. Bu susturulmuşluk, feodal bağların, patriyarkal düzenin, babanın, ağabeyin, hatta küçük erkek kardeşin gölgesinde büyüyen bir zincirdir. Kadınların sesi, tarih boyunca bastırılmıştır. Evde, sokakta, iş yerinde, siyasette, her alanda sessiz olmaları beklenmiştir. Makbul kadın, susan kadındır; gülmeyen, kahkaha atmayan, sesini yükseltmeyen kadındır. Kahkaha, adeta bir isyan çığlığıdır; siyasal iktidarlar...

MENSUR ŞİİR NEDİR? MENSUR ŞİİR İLE KLASİK ŞİİRİN KARŞILAŞTIRILMASI

Resim
Mensur Şiir Nedir? Mensur şiir, duygu ve hayal dünyasını etkileyen bir konuyu kısa, çarpıcı ve şairane bir üslupla, şiirsel ahenk ve cümle yapısını koruyarak, ancak ölçü ve kafiyeye bağlı kalmadan ifade eden edebi bir türdür. Bu tür, "artistik nesir" olarak da adlandırılır ve nesir formunda yazılmasına rağmen şiirsel bir etki yaratır. Türk edebiyatında mensur şiire “ mensure ” denir. 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkan bu tür, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte Fransız edebiyatından yapılan çeviriler aracılığıyla girmiştir. Türk edebiyatındaki ilk önemli mensur şiir temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil ’dir. Halit Ziya, bu türde iki önemli eser kaleme almıştır: Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler . Örneğin, Halit Ziya’nın Mensur Şiirler ’den bir parçası şu şekildedir: “Gecenin kuytusunda bir yıldız fısıldadı bana, sessizce… Uzaklarda bir ışık, bir umut, bir hayal… Kalbim titredi, sanki sonsuzluğa dokunuyordu ellerim.” Bu parçada, dize yapısı olmamasına rağmen...

ÖLÜM, YAŞAM, VAROLUŞ

Resim
Bugün hep "varoluş" üzerine düşündüm. İnsanın varlığını sürdürmesi, sürdürme biçimi, bundan vazgeçemeyişi...  Nazım bir şiirinde:  “En acayip gücümüzdür yaşamak / öleceğimizi bilip / öleceğimizi mutlak...” diye yazıyordu. Bunu ilk okuduğumda yine garip bir duyguya kapıldığımı hatırlıyorum; ama o günlerde bu “durum”un benden çok uzak olduğunu düşünmüş olmalıyım ki üzerinde fazla durmadım. Ölüm düşüncesi zaman zaman gelip yokluyor beni. Böylesi anlarda “anlamsızlık” kapısı sonuna kadar aralanıyor. “Neden” sorusu çalkalanıyor beynimde. Sahi neden?!

ATATÜRK, ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA

Resim
Atatürk annesi Zübeyde Hanımın mezarı başında. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 günü öldü. 13 gün sonra 27 Ocak’ta İzmir’e gelen Mustafa Kemal, annesinin mezarı başında şu konuşmayı yapmıştır: "Zavallı validem bütün millet için mefkûre olan İzmir’in mukaddes topraklarına vücudunu vermiş bulunuyor. Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en tabii bir kanunudur. Fakat böyle olmakla beraber bazen ne hazin tecelliler arz eder. Burada yatan validem, zulmün, cebrin bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir idarenin kurbanı olmuştur. Bunu izah etmek için müsaade buyurursanız ıstıraplı hayatının bariz birkaç noktasını arz edeyim. Abdülhamit devrinde idi. 320 (1905) tarihinde mektepten henüz Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana tesadüf etti.