Kayıtlar

CUMHURİYET’İN İLK YILLARINDA TARİH YAZIMI VE GÜNEŞ DİL TEORİSİ

Resim
Her rejim inşa sürecinde “ eski ” olandan bir kopuşu içinde varlığını geliştirme eğilimindedir. Hele ki eski ile yeni arasındaki gerilim bir varlık ve yokluk üzerinde biçimlenmişse bu çatışmanın şiddeti de o kapsamda artar. Osmanlı İmparatorluğu doğası gereği çok kültürlü ve çok milletli bir yapıya sahipti. 18. yüzyılın sonlarında gerçekleşen Fransız Devrimi ve onun ortaya çıkardığı, çeşitli düşünceler (bağımsızlık özellikle milliyetçilik gibi düşünceler), imparatorluklar açısından büyük bir tehlike arz etmekteydi. Osmanlı yönetici sınıfı bu tehlikeyi geç de olsa fark etmiş, bu düşüncelerin karşısına imparatorluğu bir arada tutacak İslamcılık ve Osmanlıcılık gibi fikirleri ortaya koymuşlardır. Ancak

TÜRK MODERNLEŞMESİ VE OSMANLIDA BATILILAŞMA HAREKETİNİN DİNAMİKLERİ

Resim
Osmanlı Dönemi’nden bu yana uzun bir geçmişe dayanan Batı ile ilişkiler, özellikle Sanayi Devrimi ’nin ardından değişen ticari ve ekonomik dengelerle birlikte farklı bir forma bürünmüştür. Batı karşısındaki üstünlüğün giderek yitirilmesi, güç ilişkileri gereği, bir egemen kültür ilişkisi bağlamında şekillenmiştir. Batı kültürünün özellikle 18. yüzyıldan sonra dünyada giderek egemen kültür haline gelmesi, geri kalmış ülkelerde varlığını daha da hissettirmiştir. Kuşkusuz Osmanlı toplumu da bundan nasibini almıştır. Türk tarihinde belli önemli kültür değişimleri söz konusudur. Bunların sonuncu halkası Osmanlı İmparatorluğu’nun yayılışı, çeşitli dinlerde ve etnik ayrımlarda çeşitli halkları yönetmesi sürecinden sonra gelen, karşılıklı bir kültür alışverişi çerçevesi içinde bir evredir. Bu son evre

EPSTEİN VAKASI VE KAPİTALİST AHLAK(SIZLIK)

Resim
Küresel ölçekte açığa çıkan “elit” suç ağlarının, kapitalist-emperyalist üretim ilişkileri içinde nasıl korunduğunu; cezasızlığın hangi siyasal ve ideolojik mekanizmalarla yeniden üretildiğine dair her gün sayısız örnekle karşılaşıyoruz.  Günümüz dünyasında savaş, şiddet, yoksulluk, çocuk emeği ve cinsel sömürü olguları artan bir süreklilik göstermektedir. Kuşkusuz bu süreklilik, tekil “ahlaki çöküşler” ile açıklanamaz. Aksine, kapitalist üretim ilişkilerinin derinleşmesiyle birlikte suçun sınıfsal olarak ayrıştığı, cezanın ise siyasal ve ekonomik güce göre dağıtıldığı bir yapı oluşmuştur. Küresel elit ağların ortalığa saçılan ve görünür hale gelen alçağın alçağı suçları, sorunun merkezinde kişilerden ziyade “ilişkiler” olduğunu göstermiştir. Bu ilişkiler; sermaye, siyaset, hukuk ve ideoloji arasında kurulan koruyucu bir kalkan işlevi görmektedir.

GECEYE SİTEM

Resim
Bazı geceler vardır, insanın kendi içine çöktüğü, iç sesinin odadaki tüm gürültülerden daha baskın olduğu… O gecelerde kelimeler sığınak olur; ruhun, kendine bile itiraf edemediği yerleri açar. Bu sözler de biraz böyle doğdu: geçmişin gölgeleri, bugünle didişmeler, yarının sisli ihtimalleri… Ve bütün bunların ortasında,    tozlu sayfalarını bilmem kaçıncı defa araladığım Baudelaire ’in karanlığıyla iç karanlığımın birbirine karışarak yeni bir yankı yaratması... Günlerin Anısı “Ve bitlerini besleyen dilenciler gibi, Besleriz biz de sevimli azaplarımızı… …Ki ardındaki zifiri karanlığa karşın Aynadadır tüm güzellikleri, gözlere akseden.” ( Baudelaire, Kötülük Çiçekleri )

DRAM SANATINDA ÇATIŞMA VE DORUK NOKTASI

Resim
ÇATIŞMA Kelime anlamı itibarıyla çatışma, aynı anda ortaya çıkan birbirine karşıt ya da eşit derecede çekici dilek ve isteklerin bireyde yarattığı ruhsal durumdur. Türkçe Sözlük ’te bu kavram; “olay dizisinin gelişmesinde basamakları ortaya çıkaran kişiler arasındaki iç ve dış çatışmalar” ya da “bir oyun kişisinin kendi içindeki bunalımı” olarak tarif edilir. Sanatta, özellikle dram sanatında çatışma, “uyuma duyulan özlem” olarak tanımlanır: “Genelde sanatta özelde dram sanatında çatışma, belli bir uyuma duyulan özlemdir. Bu özlem, anlatma biçimleri farklılaşan dramatik çatışmayı çağlar boyunca etkilemiştir.” [1] Bu özlem, çağlar boyunca dramatik çatışmanın biçimlerini ve anlatım yollarını etkilemiştir. Başka bir deyişle çatışma, bir metnin yazılmasında itici güç olan, çözümü kuşkulu ya da imkânsız görünen problem olarak düşünülebilir.

TİYATRO SAHNESİNİN SİNEMAYA DÖNÜŞÜMÜ

Resim
Lars von Trier'nin yazıp yönettiği Dogville adlı film, 2003 yılında avangard bir dram filmi olarak seyircilerin karşısına çıkan dram türünde filmdir. Minimalist bir sinema akımının etkisiyle ortaya konan yapımda bu anlayışın aksine sinema dünyasının yakından bildiği Nicole Kidman, Lauren Bacall, Chloë Sevigny, Paul Bettany, Stellan Skarsgård, Udo Kier, Ben Gazzara ve James Caan gibi isimler öne çıkar… Bana göre film genel olarak insan doğası ile iktidar – güç ilişkilerini sorgulamak üzere kurgulanmıştır. Bir yandan da Trier'in “Fırsatlar ülkesi Ameraka” imajını yıkma gibi bir derdi var gibidir. Zaten güçlülerin zayıfarı ezdiği, mafyatik ilişkilerin toplumun tüm kesimlerini etkisi altına aldığı hatta polis teşkilatı ve bürokraside de mafyatik ilişkilerin olağanlaştığı bir tablo vardır karşımızda. Dolayısıyla şaşalı Amerikan heyulası tuzla buz olur filmde! Bu anlamda filmin, “ABD – Fırsatlar Ülkesi Üçlemesi" olarak adlandırılan serisinin de ilk filmi olması da rastlantısal d...

CHP’DE SESSİZ DARBE: İÇERİDEN VE DIŞARIDAN KUŞATMA

Resim
CHP'nin Yol Ayrımı: 31 Mart Zaferinden 15 Eylül Krizi'ne Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde elde ettiği tarihi başarıyla, Türkiye siyasetinde önemli bir dönüm noktası yarattı ve toplumun büyük bir kesiminde iktidar umudunu yeniden alevlendirdi. Ancak bu zaferin ardından gelen süreç, partiyi hem iç dinamiklerden hem de dış müdahalelerden kaynaklanan karmaşık bir yıpratma operasyonu ile karşı karşıya bıraktı. Yeni ve eski yönetim arasındaki gerilimler, yapısal bir tartışmadan çok, partiyi zayıflatmayı ve iktidar hedefini gölgelemeyi amaçlayan bir boyuta ulaştı. Bu durum, yalnızca parti içi çekişmelerin ötesinde, dışarıdan yönlendirilen sistemli bir plan olduğu algısını güçlendiriyor. Bu operasyonun en kritik aşamalarından biri ise 15 Eylül'de görülecek olan kurultay davası .