HİPERGERÇEK SAHNE: SİMÜLASYON REJİMİ ALTINDA SANATÇI KİMLİĞİ (*)
Dana Kachan Günümüzde sanatçı, üretim sürecinden başlayarak kendi imgesine kadar her aşamada yabancılaşmış bir sanatsal kimlik girdabına sürüklenmektedir. Yaşanan bu kriz, estetik bir değişimin ötesinde kökleri ekonomi-politiğe dayanan ontolojik bir kırılma olarak değerlendirilebilir. Bugün nesneleri tanımlayan kimlik, algoritmik dolaşımın bir “verisi” haline gelmiştir. Jean Baudrillard’ın ifadesiyle, bugün yaşadığımız kırılma bir temsil krizinden fazlasıdır: “Bir köken ya da bir gerçeklikten yoksun gerçeğin modeller aracılığıyla türetilmesi”, yani hipergerçekliktir. [1] Bu noktada sorun, temsilin ortadan kalkması değil, temsilin yerini dolaşımın almasıdır! Sanat eseri artık temelde bir anlam üretim alanı değil, dolaşım kapasitesi ölçüsünde değer kazanan bir nesnedir. Dolaşım kapasitesi ise, eserin anlam üretim gücünden çok, platform altyapılarının belirlediği hız, erişim ve algoritmik önceliklendirme ölçütlerine göre değer kazanmasını ifade eden yeni bir iktidar mekanizması...