Kayıtlar

SERVER TANİLLİ: DEVLET VE DEMOKRASİ YAPITI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Resim
Devlet ve Demokrasi 29 Kasım 2011’de hayatını kaybeden Prof. Dr. Server Tanilli’nin en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1987 yılında ilk basımı yapılan bu kitabın önsözünde yazarın dönem hakkındaki düşünceleri özetlenmiştir: “Türkiye, tarihinde pek az görüldüğü derin bir bunalım yaşıyor; iktisadi, sosyal ve siyasal bir bunalımdır bu. Özellikle 12 Eylül 1980’den beri toplumun en karanlık güçleri iktidardadır. Gericilik, hemen bütün köşe başlarını tutmuştur. Ülkemizde 200 yılı aşkın Aydınlanma hareketimizin, başta laikleşme olmak üzere tüm kazanımlarına reddiye çıkarılmış, toplumun ileriye dönük yürüyüşünün önüne ağır barikatlar kurulmuştur. Devletin uluslararası saygınlığı ise hemen yok gibidir.” [1] Önsözden yapılan bu alıntı bugün okunduğunda bile bize tanıdık gelmekte, günümüzde de aynı sorunların belki katlanarak devam ettiğini göstermektedir. Eserden yola çıkılarak hazırlanan bu çalışmada ilk olarak Tanilli’nin tarihi perspektifini ve anayasal değerlendirmeler yö...

NEİL SİMON VE THE ODD COUPLE (AYKIRI İKİLİ)

Resim
       Tam adı Marvin Neil Simon olan oyun yazarı, 1927 Amerika, Bronx’ta doğmuştur. Otuzdan fazla tiyatro oyunu ve yine onlarca TV senaryosu kaleme almıştır. Simon’un ilk oyunu 1961 yılında kaleme almış ve bu oyun aynı yıl sahnelenmiştir. Oyun o denli popüler olmuştur ki 678 kez sahnelenmiştir. Yine 1965'te kaleme aldığı ve bizim konumuz olan “The Odd Couple” oyunu ile Tony ödülünü kazanmıştır. 1991'de ise Lost in Yonkers oyunuyla Pulitzer drama ödülünü almaya hak kazanmıştır. Oyunlarında sıradan insanların, gündelik sıkıntılarını anlatan Simon, ele aldığı konuları, derinlemesine, karmaşık ve evrensel boyutta sorgulayarak yansıtmaya özen göstermiştir. Oyunlarında, ikili ilişkileri, evlilik yaşamındaki sorun ve çatışmaları, yaşlanma korkusu, sadakatsizlik, rekabet, hırs ve ergenlik problemleri gibi konuları anlatır. Karakterleri genellikle New Yorklu ve Yahudi’dir (kendisi gibi) 4 evlilik yapmış olan yazarın biri evlatlık olmak üzere üç çocuğu vardır. Ayrıca New ...

GÖSTERGEBİLİM NEDİR?

Resim
Göstergebilim (semiotics, semiology), genel olarak göstergeleri ve gösterge dizgelerini inceleyen bir bilim alanıdır. Kuşkusuz bu tanım, göstergebilimin ele aldığı konu ekseninde yapılmış bir tanımdır. Bu anlamda göstergebilimi kullandığı metoda göre de açıklayabiliriz. Buna göre göstergebilim, dilbilimsel metotları nesnelere uygulayan, dil dışı şeyleri (oyunlar, jestler, yüz ifadeleri, ayinler, edebi eserler, müzik vb.) dille yansıtmayı ve dilsel olmayan bütün olguları da “dil”e dönüştürerek açıklamaya çalışan bir disiplindir. Göstergebilim anlamı, anlam üretimini ve bu süreci inceleyen bir araştırma alanı olarak değerlendirilmektedir. Bu konuyu açıklamadan önce “anlam” kavramı üzerinde durmak gerekiyor. Anlam herhangi bir sembol, metin, logo, bir fotoğraf, bir bina veya bir reklam bildirisi olabilir. Kısaca insanın algılama alanında yer edebilecek her türlü şey “anlam” konusunun kapsamındadır.

KURTULUŞ KAYALI’NIN TÜRK DÜŞÜNCE DÜNYASINDA YOL İZLERİ ADLI YAPITI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Resim
DTCF’de Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü eğitimim sırasında (1999-2004) tanıma şansı bulduğum ve iki ayrı dersini aldığım değerli bir hocam Kurtuluş Kayalı. Derslerinde daima sorgulatan, şaşırtan ve esprili bir anlatıma sahip olduğu için genel olarak derslerinden büyük keyif alırdık. Aynı zamanda ufuk açıcı ve sorgulatan yaklaşımlarıyla bakış açımızın gelişmesine de büyük katkıları olduğu inancımı daima korudum. Sorulara ve tartışmaya açık yaklaşımıyla, entelektüel derinliği ile DTCF’nin genel akademik ortamından farklı bir kişilik çizen Kayalı’nın aynı yıllarda Doğu Batı dergisinde yayınlanan yazılarını da takip ettim. Bu çalışmada ilk basımı 1994 yılında yayımlanan “Türk Düşünce Dünyasında Yol izleri” adlı yapıtı okumaları üzerine düşündürdüklerini özetlemeye çalışacağım.

LORCA'NIN DUENDE KURAMI VE TÜRK EDEBİYATINDA DUENDENİN İZLERİ

Resim
DUENDE NEDİR? Sanatta duende, içsel bir enerji ve bunun yapıta yansıması olarak ifade edilebilir. Lorca da konuya dair bildirisinde bunu şöyle ifade eder: “Demek ki duende bir arzudur eylem değil, bir mücadeledir düşünce değil.” [1] Lorca’ya göre insanın içinde vardır ve bunu hareketlendirmek gerekir. Bir metotla ya da çalışmayla elde edilecek bir şeyden öte hisse dayalı bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Sahne üzerinde gösterilen performans açısından değerlendirdiğimizde kişinin iç dinamiklerinden çıkış alan “doğal bir yetenek” ya da içsel bir enerji olarak da yorumlanabilir.

HALA UMUT VAR... ÖYLEYSE HAYIR!

Resim
NO! (HAYIR)! FİLMİ ÜZERİNE  Yönetmeni Pablo Larraín olan “No” (Hayır) filmi Şili askeri darbe dönemini anlatan ve bir üçleme niteliğinde olan film serisinin devam filmlerinden sonuncusudur. Üçlemenin son filmi olan “No” dışında serinin ilk filmi “Tony Manero”(2008) adlı filmde Şili’de gerçekleşen darbenin en şiddetli ve kanlı zamanları konu edinilirken, bu serinin ikinci filmi olan “Post Mortem”de (2010) ise darbenin meydana geliş süreci, darbeyi hazırlayan gelişmeler konu edinilir. Serinin son filmi ve konumuz olan “No”da ise darbenin ezici havasının dağılmaya başladığı ve darbecilerin zorunlu bir neoliberal dönüşüme zorlandığı süreçte toplumda biriken öfke ve değişim arzusunun bir halk oylaması üzerinden dile getirilişi konu edilir. Biraz abartılı bir ifade olabilir ama “No” filminde bir halk oylamasının dikta rejimini nasıl yenilgiye uğrattığı ve kapitalist neoliberal dönüşümün eseri olan darbenin yine kapitalizmin silahlarıyla (özellikle reklam ve iletişim araçlarıyla) nasıl ye...

DON QUİJOTE ROMANI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Resim
Burjuvazi tarih sahnesine çıkarken salt ekonomik ve siyasal üstünlüğünü ilan etmiyor aynı zamanda kültürel ve sanatsal atılımını da gerçekleştiriyordu. Marks'ın: “Maddi üretim araçlarını elinde bulunduran sınıf, aynı zamanda, entelektüel üretimin araçlarını da emrinde bulundurur.”  önermesi bağlamında düşünüldüğünde, her sınıf türlü araçlarla egemenliğini geniş kitlelere duyurmak ve bu egemliği meşrulaştırmak için adımlar atar. Aslında sanatsal gelişimi de bu bağlam dışında görmek mümkün değildir. 18. yüzyıl burjuvazinin başta ticaret olmak üzere birçok aygıtla harekete geçtiği bir dönemdir. Bu anlamda alegorik bir anlatımla, eski olanı, aristokrasiyi temsil eden sınıfın karşısına burjuvazi onun temsiliyetini içeren bir simgelere saldırarak çıkmıştır diyebiliriz. Sadece edebiyatta da değil, resimden müziğe kadar yeni sınıf kendini var edecek kültürel ortamı da inşa etmekteydi. Don Kişot romanı günümüze değin bir klasik olma özelliğini korudu. Bunun kuşkusuz çok sayıda neden...