Kayıtlar

MENSUR ŞİİR NEDİR? MENSUR ŞİİR İLE KLASİK ŞİİRİN KARŞILAŞTIRILMASI

Resim
Mensur Şiir Nedir? Mensur şiir, duygu ve hayal dünyasını etkileyen bir konuyu kısa, çarpıcı ve şairane bir üslupla, şiirsel ahenk ve cümle yapısını koruyarak, ancak ölçü ve kafiyeye bağlı kalmadan ifade eden edebi bir türdür. Bu tür, "artistik nesir" olarak da adlandırılır ve nesir formunda yazılmasına rağmen şiirsel bir etki yaratır. Türk edebiyatında mensur şiire “ mensure ” denir. 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkan bu tür, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte Fransız edebiyatından yapılan çeviriler aracılığıyla girmiştir. Türk edebiyatındaki ilk önemli mensur şiir temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil ’dir. Halit Ziya, bu türde iki önemli eser kaleme almıştır: Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler . Örneğin, Halit Ziya’nın Mensur Şiirler ’den bir parçası şu şekildedir: “Gecenin kuytusunda bir yıldız fısıldadı bana, sessizce… Uzaklarda bir ışık, bir umut, bir hayal… Kalbim titredi, sanki sonsuzluğa dokunuyordu ellerim.” Bu parçada, dize yapısı olmamasına rağmen...

ÖLÜM, YAŞAM, VAROLUŞ

Resim
Bugün hep "varoluş" üzerine düşündüm. İnsanın varlığını sürdürmesi, sürdürme biçimi, bundan vazgeçemeyişi...  Nazım bir şiirinde:  “En acayip gücümüzdür yaşamak / öleceğimizi bilip / öleceğimizi mutlak...” diye yazıyordu. Bunu ilk okuduğumda yine garip bir duyguya kapıldığımı hatırlıyorum; ama o günlerde bu “durum”un benden çok uzak olduğunu düşünmüş olmalıyım ki üzerinde fazla durmadım. Ölüm düşüncesi zaman zaman gelip yokluyor beni. Böylesi anlarda “anlamsızlık” kapısı sonuna kadar aralanıyor. “Neden” sorusu çalkalanıyor beynimde. Sahi neden?!

ATATÜRK, ANNESİNİN MEZARI BAŞINDA

Resim
Atatürk annesi Zübeyde Hanımın mezarı başında. Atatürk’ün annesi Zübeyde Hanım, 14 Ocak 1923 günü öldü. 13 gün sonra 27 Ocak’ta İzmir’e gelen Mustafa Kemal, annesinin mezarı başında şu konuşmayı yapmıştır: "Zavallı validem bütün millet için mefkûre olan İzmir’in mukaddes topraklarına vücudunu vermiş bulunuyor. Arkadaşlar, ölüm yaratılışın en tabii bir kanunudur. Fakat böyle olmakla beraber bazen ne hazin tecelliler arz eder. Burada yatan validem, zulmün, cebrin bütün milleti felaket uçurumuna götüren keyfi bir idarenin kurbanı olmuştur. Bunu izah etmek için müsaade buyurursanız ıstıraplı hayatının bariz birkaç noktasını arz edeyim. Abdülhamit devrinde idi. 320 (1905) tarihinde mektepten henüz Erkan-ı Harp yüzbaşısı olarak çıkmıştım. Hayata ilk adımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil, zindana tesadüf etti.

KÖYLÜLERİ NİÇİN ÖLDÜRMELİYİZ?

Resim
"Köylüleri niçin öldürmeliyiz? Çünkü onlar ağır kanlı adamlardır Değişen bir dünyaya karşı Kerpiç duvarlar gibi katı" Birkaç gün önce bir sosyal medya paylaşımında rastladım bu şiire... Aslında şiire gönderme yapılıyordu sadece. Son günlerde de şiirle hayli içli dışlı olunca ve tabi ki Şükrü Erbaş ismini görünce açıp baktım. Yukarıya aldığım ilk dörtlük dahi şiiri okutmaya yetiyor, değil mi?  Köylülük ancak bu kadar yalın ve dolaysız anlatılabilir gerçekten. Ki satırları okurken onları (köylüleri) bu kadar içeriden tanıyan birinin gözlemleri ancak bu kadar olur diye düşündüm. 

BOZKIRIN ORTASINDA

Resim
Sivas: Yürekten Gelen Bir Türkü Anadolu'nun her bir köşesi, nice zanaat ve sanat ürünlerinin beşiği. Bu toprakların her taşında, her türküsünde bambaşka bir hikaye saklı. Sivas, ne kadar olumsuz ön yargılarla anılsa da, halk edebiyatının, ozanların ve deyişlerin yüzyıllardan süzülüp gelen damarını hiç kaybetmemiş, o kültürel birikimi en saf haliyle yaşatmış bir şehir. Bütün yozlaştırıcı girişimlere rağmen, zor koşullarda dahi varlığını inatla sürdürmüş. İşte bu kültürel zenginliğin izlerini, 20-22 Ekim 2023 tarihlerinde ziyaret ettiğim Sivas'ın Yıldızeli ilçesine bağlı Davulalan Köyü 'nde yakinen hissettim. Gecikmiş bir ziyaretin hüznü ve keşfinin sevinciyle, bu şirin dağ köyüne hayran kaldım. Dost bağında açılan bir güle konmak gibiydi Davulalan'a varmak. Yıllardır içimde biriken bir özlemdi, şimdi o hasretin yerini tarifsiz bir huzur alıyordu.

TÜRKİYE’DE MALİYE POLİTİKALARININ YAPISAL ÇELİŞKİLERİ

Resim
Özel İletişim Vergisi (ÖİV), 1999 yılında yaşanan Marmara Depremi 'nin yaralarını sarmak üzere bir " sosyal dayanışma vergisi " olarak doğmuştur. Ancak 2004 yılında kalıcı hale getirilmesiyle birlikte Türk vergi sistemi, dünya maliye literatüründe eşine az rastlanır bir "geçici vergilerin kalıcılaşması" paradoksuna hapsolmuştur. Bu vergi, sadece bir mali yük değil, aynı zamanda kamu maliyesinde şeffaflık ve güven ilkelerinin aşınmasının da somut bir örneğidir.

YENİ DÖNEMDE ALMAN SİYASETİNİN DİNAMİKLERİ: OLAF SCHOLZ VE SOSYAL DEMOKRAT SİYASET

Resim
Olaf Scholz çok zor zeminde siyaset yapan bir Sosyal Demokrat Başbakan (Şansölye) olarak siyaset sahnesinde yer alıyor. Bilindiği gibi Almanya'da merkez sağ kanadı temsil eden “Hıristiyan Demokratlar” çok uzun yıllardır iktidardaydı. 2005'ten beri de Merkel başbakandı ve Sosyal Demokratlar (SPD) da birçok koalisyonda ikinci ortak olarak Merkel ile yönetime katıldılar. Scholz uzun yıllar sonra başbakanlık koltuğunu Merkel'den almayı başaran bir sosyal demokrat oldu. Bu anlamda kuşkusuz Scholz, hem uzun yıllara yayılan bir hegemonyayı kırması hem de seslendiği kesimlerin ve genel olarak Alman toplumunun beklentileri bağlamında kendisinden büyük şeyler beklenen bir siyasetçi. Bu durumun kendisine büyük bir sorumluluk yüklediği ve işinin hayli zor olduğu tartışmasızdır.