Kayıtlar

TBMM İKLİM KANUNU: TARTIŞMALI MADDELER VE TÜRKİYE İÇİN POTANSİYEL RİSKLER

Resim
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) görüşülen iklim kanunu, ülkenin iklim değişikliğiyle mücadele için bir adım gibi pazarlansa da pek çok maddesi kapitalizmin ruhuna uygun olarak iklimi, doğayı ve hatta kirliliği bile alınıp satılır hale getiren maddeleri dikkate alınınca iktidar aklını alkışlatacak cinsten! Böylesine yoğun eleştirilere ve itirazlara yol açan bu İklim Kanunu Teklifi, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması’nın gereği olarak ve Türkiye’nin BM’ye sunduğu 2053 Net Sıfır Emisyonu hedefleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Dolayısıyla bu kanun, uluslararası sözleşmelerin iç hukukumuza aktarımı ve iklim değişikliği ile mücadelenin (ya da bu alandaki yaptırımların) yasal zemine oturtulması amacıyla hazırlanmış bir kanun teklifidir. (İklim Kanunu Teklifi Genel Gerekçe Bölümü, İklim Kanunu Teklifi Üçüncü Kısım İkinci Bölüm Cezai Hükümler).

YENİ CHP TOPLUMA NE ANLATIYOR?

Resim
Özgür Özel’in CHP genel başkanlığına seçilmesiyle başlayan süreç, partinin tarihsel liderlik geleneklerinden köklü bir kopuş mu, yoksa yalnızca bir yüz değişimi mi sorusu gündemdeki yerini koruyor. Özellikle son yerel seçimlerin ardından CHP’nin Kılıçdaroğlu döneminden sıyrılıp yeni bir muhalefet paradigması inşa etme çabası herkesin dikkatini çekiyor. Özel’in liderliğinde CHP’nin toplumla ilişkisi, krizlere tepkisi ve iktidar hedefini yeniden tanımlama biçimi göz önüne alındığında yeni bir CHP ile karşı karşıya olduğumuz açıkça görülüyor. Özel’in 2024 yerel seçim zaferi sonrası eylemlerini, CHP’nin resmi açıklamalarını ve özellikle Ekrem İmamoğlu’nun 19 Mart 2025’teki tutuklanması ile CHP’li belediyelere kayyum atamaları gibi kritik gelişmeleri analiz ederek bu sürece dair bazı çıkarımlar ve olası senaryolara dair değerlendirmeler yapılabilir.

KANLI DÖNGÜ: SURİYE'DE REJİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ALEVİLERE YÖNELİK SOYKIRIM TEHLİKESİ

Resim
Suriye’de yıllardır süren iç savaş, yalnızca bir iktidar mücadelesi değil, aynı zamanda mezhepsel ve etnik temizliğe varan vahşetlerin sahnesi olmuştur.  Rejim değişikliği sonrası, Alevilere yönelik gerçekleştirilen saldırılar, sistema tik katliamlar ve soykırıma varan olaylar, insanlığın en karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne sermiştir.  Ancak, dünya kamuoyu ve uluslararası örgütler, bu yaşanan trajediyi sadece izlemekle yetinmiş, hatta kimi zaman dolaylı olarak bu süreçlerin destekçisi olmuştur.

YAPAY ZEKA VE SANAT

Resim
Uzun zamandır yapay zeka ile iştigal edenler tasarımdan kurguya kadar bu nimetin getirdiklerinden fazlasıyla yararlanıyorlar.  Dünyada yönetsel erklerin şimdiden iştahlı bir biçimde bu alana önemli yatırımlar yapması da göz önünde bulundurulunca yakın gelecekte yapay zekayı kaçınılmaz olarak hayatımızın her alanına dahil edeceğiz.  Şimdiden gündelik hayatımızın sadece bir parçası olan bu yapay zeka konusunda sanatın geleceğinin ne olacağı sorunsalı pek çok yaratıcı zihin açısından kafa karıştırıcı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Kısa bir süre önce bir arkadaşım senaryo ve diyalog yazarken yapay zekanın işini kolaylaştırdığını söyleyince aklımda adeta bir şimşek çaktı.

AŞİYAN MÜZESİ’NDE

Resim
Yanında Batı’ya karşı Türklüğün sembolü olan Rumelihisarı, arkada Ahmet Vefik Paşa’nın arsası üzerine kurulan Robert Kolej, tam karşıda Göksu Deresi, Küçüksu Kasrı, ileride Anadoluhisarı , altta güngörmüş mezarlık, ötelerde Kandilli, Kanlıca sırtları... Tevfik Fikret’in ebedi dinlenme yeri Aşiyan böyle zengin bir tarih ve tabiat dekoru içinde karşılıyor misafirlerini. Fikri hür vicdanı hür bir şaire de böyle bir yuva yakışırdı. Serveti Fünun şiirine giriş yapmak isteyenlerin evvela bu havayı ve manzarayı soluması gerekmektedir. Her türlü gerçekten hayale sığınma zannederiz ki ancak böyle rüya veya bir ressamın elinden çıkmış tablo gibi bir manzarada günü karşılamak ve uğurlamak ile mümkündür. Hele ki karşıdaki çirkin ve betonarme binaların olmadığı bir manzarayı düşlersek. Ancak o zaman Fikret’in sığınağı olan kuş yuvası yani Aşiyanı anlamak mümkün olabilir. Bu yazımızda Fikret’in düşünsel sığınağı ve son günlerini geçirdiği Aşiyan müzesinin tarihi dokusunda Fikret’in ve bir döneme d...

SESSİZLİĞİ HAYKIRIŞI: KADINLARIN YENİDEN DOĞUŞU

Resim
Bir kalabalığın ortasında sessizlik çökerse, bir kız doğar derler. Sessizlik, bazen bir çağın ağırlığını taşır; bazen de bir kadının yüreğinde biriken fırtınaların habercisidir. Toplumumuzda sessizlik, çoğu zaman bir zayıflık, bir boyun eğiş sanılır. Oysa sessizliğin ardındaki uğultu, dinlemeyi bilenler için bir isyanın, bir direnişin yankısıdır. Hele ki susan bir kadınsa, söyleyecekleri dağları devirebilecek güçteyken susturulmuşsa, o sessizlik sağır edicidir. Kadın, konuşmasının yankı bulmayacağını, sözlerinin erkek egemen dünyanın duvarlarına çarpıp geri döneceğini bildiği için susar. Bu susturulmuşluk, feodal bağların, patriyarkal düzenin, babanın, ağabeyin, hatta küçük erkek kardeşin gölgesinde büyüyen bir zincirdir. Kadınların sesi, tarih boyunca bastırılmıştır. Evde, sokakta, iş yerinde, siyasette, her alanda sessiz olmaları beklenmiştir. Makbul kadın, susan kadındır; gülmeyen, kahkaha atmayan, sesini yükseltmeyen kadındır. Kahkaha, adeta bir isyan çığlığıdır; siyasal iktidarlar...

MENSUR ŞİİR NEDİR? MENSUR ŞİİR İLE KLASİK ŞİİRİN KARŞILAŞTIRILMASI

Resim
Mensur Şiir Nedir? Mensur şiir, duygu ve hayal dünyasını etkileyen bir konuyu kısa, çarpıcı ve şairane bir üslupla, şiirsel ahenk ve cümle yapısını koruyarak, ancak ölçü ve kafiyeye bağlı kalmadan ifade eden edebi bir türdür. Bu tür, "artistik nesir" olarak da adlandırılır ve nesir formunda yazılmasına rağmen şiirsel bir etki yaratır. Türk edebiyatında mensur şiire “ mensure ” denir. 19. yüzyılda Fransız edebiyatında ortaya çıkan bu tür, Türk edebiyatına Tanzimat dönemiyle birlikte Fransız edebiyatından yapılan çeviriler aracılığıyla girmiştir. Türk edebiyatındaki ilk önemli mensur şiir temsilcisi Halit Ziya Uşaklıgil ’dir. Halit Ziya, bu türde iki önemli eser kaleme almıştır: Mensur Şiirler ve Mezardan Sesler . Örneğin, Halit Ziya’nın Mensur Şiirler ’den bir parçası şu şekildedir: “Gecenin kuytusunda bir yıldız fısıldadı bana, sessizce… Uzaklarda bir ışık, bir umut, bir hayal… Kalbim titredi, sanki sonsuzluğa dokunuyordu ellerim.” Bu parçada, dize yapısı olmamasına rağmen...