Kayıtlar

DİRENİŞİN RUHU: FİLİSTİN ŞİİRİ*

Resim
Filistin... Kenanlılara vaat edilen topraklar... Üç dinin kutsal kenti. Kanın çığlık attığı coğrafya... Her dince yasaklanmış olduğu halde öldürmenin “rutin” ve “doğal” olduğu kanlı topraklar. Emperyalist hegamonyanın en dolaysız ve perdelenmeye bile hacet duyulmayan kanlı yüzünün sureti... Şiirin gelişimi çoğunlukla insanın ve toplumların tarihi ve evrimiyle beraber ele alınmıştır. Zira şiir de yaşamdan fışkırır ve hayatın en has seslerinden, eylemlerinden, devinişlerinden beslenir. Şiir, kimi zaman söz ve büyü arasında bir yerde kimi zaman da doğrudan hayatın söze yansıması olagelmiştir. Nasıl ki “büyü”, gerçek tekniğin eksikliklerini tamamlayan aldatıcı bir teknik olarak ele alınır, şiir de gerçek hayatın eksik parçalarını ağırlıklı olarak duygulara seslenerek ifade eder. Bunu yaparken realiteye ters düştüğü de olur. Tıpkı kaçınılmaz bir ölümle pençeleşen şairin, denizin ortasında, gözlerini göğe dikip; “Parlak yıldız, ben de senin gibi değişmez olsam” (Keats) diyerek şiirin büy...

Ortaçağ'da Din Dışı Oyunların Dinsel Oyunlara Dönüşümü

Resim
Yaklaşık bin yıllık bir süreci kapsayan Ortaçağ, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle başlayan ve Rönesans’a kadar olan süreci ifade eder. Bu zaman dilimi özellikle Doğu ve Batı’da siyasal, sosyal ve ekonomik anlamda büsbütün farklı bir seyirde ilerlemiştir. Hıristiyanlığın egemen olduğu Avrupa’da yeni bir değerler sistemi ve bununla paralel olarak yeni bir ekonomik siyasal sistem olan feodalite (derebeylik) sistemi öngören bu dönemin değerler sistemini de yepyeni normlar ve kurumlar şekillendirmiştir. Toplumun tepeden tırnağa yeniden biçimlendirildiği bu sürecin çok yönlü mimarı ve mutlak belirleyicisi Hıristiyanlık ve kilisedir.

ORTAÇAĞ TİYATROSU

Resim
Kostümler Ortaçağ tiyatrosunda çoğu karakterin kostümleri gündelik hayatta kullanılan kostümlerdi. Örneğin Romalı askerleri oynayanların ortaçağ zırhlarıyla donatılması ya da Yahudileri oynayanların psikopos cüppeleri giymesi gibi işlevsel bir kostüm anlayışları var. Tanrı’nın canlandırılması var mesela… Tanrı, imparator ya da papa gibi giyiniyor. Bunlar arasında bağ kurulmasını daha önce görmüştük. Melekler, kilise giysilerine kanat takılarak canlandırılıyor. Kutsal ya da dünyevi her önemli karakter, kendini belirleyen bir simge taşıyor. Şeytanlar , yırtıcı kuşlara benzetiliyor. Başka yaratıklar var; hayvan kafalı canavarlar ya da pullu, kuyruklu, boynuzlu ya da pençeli yaratıklar.

FEODAL SİSTEMDE AVRUPA'NIN SINIFLI TOPLUM YAPISI

Resim
Ortaçağ, Roma İmparatorluğu’nun çöküşüyle başlayan ve genellikle İstanbul’un fethine kadar[1] olan süreci tarif etmek için kullanılan, yaklaşık bin yıllık bir süreci kapsayan zaman dilimidir. Ortaçağ’a özelliğini veren, İlk Çağ’dan farklı siyasi, sosyal ve ekonomik düzene ve bu düzenin ifadesi olan değerler sistemine ise feodalite (derebeylik) denmektedir. Bu sistemin değerler sisteminin mutlak belirleyicisi Hıristiyanlık ve bunun kurumsal kimliğinin taşıyıcısı olan kilisedir. “Klasik feodalitenin -bütün çizgileriyle- ortaya çıkışı, Fransa'da Karolenj İm­paratorluğu'nun batışından (10. yüzyıl), İngiltere'de ise Norman istilasından (11. yüzyıl) sonraya rastlar.”[2] Tam anlamıyla siyasal, hukuksal, ekonomik ve sosyal bir sistem olan feodal düzenin en ayırt edici yanlarından biri "devlet birliği"nin olmayışıdır. Bu dönemde Avrupa’da egemen siyasal örgütlenme modeli beylikler ya da derebeyliklerdir. Böyle olunca da halk doğrudan doğruya devletin değil, toprak sah...

ÖYKÜ VE ŞİİR ARASINDAKİ FARKLAR

Resim
Öykü, Şiir ve Oyun Metni Arasındaki Farklılıklar Sanatın gelişimi zaman içerisinde yeni türlerin ve ifade şekillerinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. En eski kaynaklara gidildiğinde dahi yazınsal türler ve kaynaklara dair kesin kanılara varmak mümkün olmuyor. Edebi türlerin gelişimi çoklukla birbirine içkin ya da birbiriyle ilişki içinde gerçekleşmiştir. Zaman içerisinde bir türün içinden yeni türlerin doğduğunu görmekteyiz. Günümüzde her bir yazınsal türün kendine has özellikleri bulunsa da her bir türün bir diğeriyle şu ya da bu bakımdan ilişkili olduğunu söylemek abartılı olmaz.

PERSPEKTİF NEDİR?

Resim
Perspektif, doğadaki iki boyutlu ya da üç boyutlu cisimlerin bizden uzaklaştıkça küçülmüş ve renklerinin solmuş gibi görünmesine  perspektif  denir.  Daha detaylı bir tanım yapmamız gerekirse; bir nesnenin bir bakışta üç yüzünü birden görmeye ya da üç boyutlu hacimsel bir nesneyi bir düzlem üzerinde çeşitli çizgisel anlatım yolları ile oluşturulan resimleme yöntemine  perspektif  denir. Başka bir deyişle perspektif, üç boyutlu cisimleri iki boyutlu bir düzlem üzerinde göstermek için kullanılan bir araçtır. Derinliğin, bütünlüğün, devamlılığın, renk, biçim ve çizgilerle ya da fotoğraf makinesi aracılığıyla bilimsel olarak elde edilmesinde izlenilen yöntemlere “PERSPEKTİF” denir (Anonim 2007a). Kural:  Yakın olan cisimler uzaktakinden daha büyük ve ayrıntılı gözükürler. Perspektif nesnelerin göze olan uzaklığına ve yakınlığına, göz hizasından aşağıda ve yukarıda oluşuna göre çizgi, yüzey, renk değişikliklerini kolayca çizmeye ve ifade etmeye yarayan ölçü...

DİVAN EDEBİYATINDA HİCİV (ELEŞTİRİ / TAŞLAMA)

Resim
HİCİV KELİMESİNİN ANLAMI Bir kişinin ya da toplumun eksiklerini, ayıp veya kusurlarını ortaya koymak, eleştirmek anlamındadır. Kelime Arapça kökenlidir. Karşılıklı hiciv söylemeye mühâcât, tehâcî, bir şiir parçasında hiciv özelliği bulmaya ihcâ denmektedir. Divan şiirinde eleştirel içerikli şiirler hiciv /hicviye, hiciv yazanlara da hecâ-gû veya heccâv denilmiştir. Bu şiir türünün halk edebiyatındaki karşılığı taşlama, çağdaş Türk edebiyatında ise yergidir. Batı dillerinde “satir” ya da “satire” sözcüğüne denk gelir hiciv. Köken olarak Arapçadan dilimize giren bu sözcüğün İslam Ansiklopedisi’nde “Hecv” veya “hicâ” kökünden türediği söylenirken Zülküf Kılıç ve Hikmet Feridun Güven’e göre hiciv, köpekleri ürkütüp kaçırmak anlamına gelen “hec” kelimesinden türemiştir.