Şimdiden gündelik hayatımızın sadece bir parçası olan bu yapay zeka konusunda sanatın geleceğinin ne olacağı sorunsalı pek çok yaratıcı zihin açısından kafa karıştırıcı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Kısa bir süre önce bir arkadaşım senaryo ve diyalog yazarken yapay zekanın işini kolaylaştırdığını söyleyince aklımda adeta bir şimşek çaktı.
Yapay zeka ve roman, yapay zeka ve şiir, yapay zeka ve tiyatro, yapay zeka ve senaryo, yapay zeka ve müzik... Yapay zeka heykel yapabilecek hale getirilebilir, zaten yapay zekayla her türlü çizim vs. yapılabiliyor. Şimdiden birçok alana sirayet etmeye başlaması geleceğe dair bu konuda şimdiden kafa yormak gerektirdiğini düşündürüyor.
Bu düşünceler beni birkaç deneme yapmaya sevk etti. Bunu yaparken de en yaygın yapay zeka uygulamalarından birini kullanarak, şiir yazma konusunda neler yazılabileceğini deneyimlemeye çalıştım.
Şöyle bir prompt ile başladım işe:
"Geçmişe duyulan özlem, aşk kırıklıkları ve aşkı arayışı konu alan bir şiir yazar mısın? Bu şiiri yazarken dünyanın en ünlü şairlerinin şiirlerinden esinlenebilirsin." dediğimde ortaya çıkan sonuç şuydu:
Hasret ve Hülya
Eski bir sokakta yankılanır adım,
Taşlara sinmiş hatıralar fısıldar.
Bir zamanlar burada gülerdi gözlerim,
Şimdi sadece rüzgâr dokunur yanaklarıma.
Gökyüzü hep aynı mıdır, söyle bana,
Yoksa aşkı yitirenler için solar mı maviler?
Bir gölge gibi geziniyorum anılarda,
Adını unutmaya çalışırken daha derine kazınıyor.
Bir sonbahar akşamı düşmüştü ilk yaprak,
O zaman anlamıştım, bazı vedalar sonsuzdur.
Kalbimde bir zamanlar bahar açan ellerin,
Şimdi yalnızca uzak bir düş, bir serap.
Ey yollar, ey yıldızlar, ey eski şarkılar,
Hangi köşede bekler beni gerçek sevdalar?
Yitip gidenin yerine yenisi gelir mi,
Yoksa aşk, bir daha dönmeyecek bir yolcu mu?
Geceler boyu yanar kandiller içimde,
Sönmez bir hülyadır aşk arayışı.
Ve belki bir gün, başka bir sokakta,
Bambaşka bir ses çağırır adımı.
Ama yine de bil, geçmişin özlemiyle,
Severim seni; eksik, yarım, ama hep gerçek.
Şiiri beğenmeyince "Daha mecazlı ve fantastik imgelerin olduğu bir formda yazar mısın" şeklinde bir komut daha yazdım, ortaya çıkan sonuç nispeten daha iyi denilebilir...
Rüya ve Kül
Bir zamanlar yıldızları cebimde taşırdım,
Gecenin göğsüne düşen mavi bir kelebek gibi.
Şimdi zaman, kırık bir ayna gibi ellerimde,
Her parçasında kaybolan bir yüz, bir ses, bir öykü.
Aşk, rüzgârı hapseden bir fısıltıydı,
Şişelerde sakladığım eski denizlerin sırrı.
Ama dalgalar unuturmuş kıyıya çarpan sözleri,
Ve kumlar, silinmeye yeminli mektuplar gibiymiş.
Adını bir buluta yazmıştım vaktiyle,
Gök gürledi, yağmur oldu, aktı gitti.
Şimdi her şimşekte gözlerin çakar içimde,
Ama ardından hep bir gece düşer, sessiz ve dipsiz.
Bir zamanlar aşkın şehrinde rüzgârdım,
Şimdi harabelerde yankılanan bir adım.
Gözlerin bir zamanlar sabahı getirirdi,
Şimdi geceyi mühürleyen bir uzaklık.
Geleceğim mi? Belki… belki başka bir masalda,
İçinde aynaların yalan söylemediği bir dünyada.
Ama bil ki, küllerinden doğmayan her aşk,
Rüzgâra karışan bir fısıltıdan öte değildir.
Gördüğünüz üzere bu çıktıda mecazlar ve hayaller oldukça yoğun... Elbette metinlerarasılık, göndermeler vs. çok fazla... Böyle olunca aklıma bir de klasik bir Divan şiiri yazılabilir mi, sorusu geldi...
Yazdığım prompt: "Divan edebiyatında en çok kullanılan mecazlardan bazılarını kullanarak, aşk ve şarap konulu bir gazel yazar mısın? Bu gazeli yazarken en yaygın şiir kalıplarından birini kullan lütfen. Gazel beş beyitten oluşsun."
Gazel
Ağyâr elinden içme sakın pâdişâh şarâbını,
Mest ol ki aşk sunsun sana Kevser menâbını.
Bir lâ'l-i şevk-i ahû dudağından içen bilir,
Ferhâd nasıl unutsun o cânan hitâbını?
Zülfünle bağladın beni ey âfitâb-ı dehr,
Çözmem, kader sunsa dahi bağrıma şitâbını.
Meydân-ı aşkı pervâz eden bilmez elem nedir,
Ey bâde, anlat âşık olanın azâbını!
Sûfîye haramdır bu mey, ey sâkî, bil ki biz,
Dürr-i safâ sanırız bu aşkın şitâbını.
Bu gazel hem biçimsel hem söylemsel açıdan klasik örneklerden farksızdı. Sözcükler, dil, söyleyiş, mecazlar, edebi sanatlar bakımından klasik bir gazelden ayırt edilmesi mümkün değil... Bunu görünce bir de sone yazmasını istedim...
"Shakespeare sonelerini örnek alarak, divan edebiyatında kullanılmış mecazlara da yer vererek bir sone yazar mısın? Bu sonede derin bir ihanet ve ayrılık konusu olsun." Burada aslında şunu da denemek istedim klasik bir biçim ve dille daha modern bir biçim ile dili karıştırınca ortaya ne çıkaracağını merak etmiştim. Sonuç çok göz doldurmasa da dikkat çekiciydi...
Sonsuz Gecede Bir Vefasızlık
Bir bülbül sandım, oysa baykuş imiş,
Sesinde bahar var sanıp aldandım.
Bağrımda aşkı bir kor bilmiş iken,
Meğer o ateş de küle boyanmış.
Vuslat dedikçe zülfün düğümlendi,
Bir lâ’l idin, zehirle mühürlendin.
Gamzenden içtiğim mey hicran oldu,
Gözlerin zulmetle perde perde indi.
Bir gonce idin, hoyrat elde solan,
Feryâdım yankı bulmaz mı sence?
Senden kalan hicranla yanan sinem,
Sönmez mi artık, bir hazan gecesi?
Gelme, ey vefasız, adın savrulsun,
Bir eski gazelde, nâlân bir nağme olsun!
Açıkçası gözümüzün önünde derya deniz bir olanaklar sonsuzluğu var. Ve sanattan siyasete kadar her alanda kullanılabilecek, işimizi kolaylaştıracak bir derya bu. Egemenler elinde muazzam bir araç olarak 7/24 bizi izleyen, davranışlarımızı, konuşmalarımızı analiz ederek ona göre pazarlama stratejileri geliştiren, sosyal medya araçlarıyla, reklamlarıyla, farkına bile varmadığımız uyaranlarıyla tercihlerimize kadar sirayet ediyorlar.
Şimdi de tıpkı Sanayi Devrimi gibi ortaya çıkan yeni bir devrimin eşiğindeyiz. Bu devrim üretim ilişkilerinden istihdam biçimlerine kadar her şeyi değiştirecek. Kuşkusuz ludistler gibi kaçınılmaz olanı engelleme nafile çabasında olanlar her zaman olacaktır, ancak bunu bir fırsat, bir sıçrama ya da büyük bir değişimin öncüsü olarak görüp kabul etmek ve ona göre konumlanmak bana daha akılcı geliyor.
Üretim araçlarını parçalayanlar tarihin önlenemez akışını değiştirmedi. o akış içinde zavallı bir çaba olarak sadece başarısızlık ve tarhi öngörüsünden yoksun varlıklar olarak tarihe geçtiler. Şimdi bu imkan belki insanlık adına pek çok "iyi" değişimin öncüsü olabilir. Kuşkusuz bunu kendi çıkarları, düzenleri devam etsin diye kullananlar, sermayeleri için kaldıraç yapanlar şimdiden ortalarda fink atıyor. Biz ise olanaklara bakmalıyız, olanlara ve olabilme potansiyeli olanlara...
Not: Metin içeriğinde paylaşılan fotoğraflar da yapay zeka tarafından oluşturulmuştur.